48

90

91


Sunalp Paşa'ya kurdurdukları MDP'nin iktidara geleceğine kendilerini adeta şartlandırmış olanlar, seçim şokundan çıktıktan sonra, iktidarı ANAP'a teslim etmemek için bahaneler uydurabilir, bazı yollara başvurabilir mi?

Bu endişe sadece ANAP'ta ve Türkiye'de değil, Batı'da da hakimdir. Mesela, ABD Başkanı Ronald Reagan'ın Dışişleri Bakanı Elliot Abrams, o günleri şöyle anlatır :

"Bizim de korkumuz, ordunun müdahale etmesi ve Özal'ın kazanmasının önlenmesiydi. Bunun önlenmesi de Sunalp'ın kazanmasına karar verildiği anlamına gelirdi. Ordunun Sunalp'ın kazanmasını istediği aşikardı. Eğer bu yönde davransalardı demokrasiye geçiş sürecinin inandırıcılığı sıfırlanmış olurdu." (I)

Batı'daki yaygın kanı, Özal'ın partisinin seçimlere katılmasının engelleneceği, katılıp kazandığı taktirde de iktidarın teslim edilmeyeceğiydi. O zamanın Federal Alman Dışişleri, Türkiye'de seçimlerin askerlerin istediği gibi sonuca bağlanacağı ve bu çerçevede Sunalp'ın iktidara, Calp'ın muhalefete oturacağı görüşündedir. ABD'de, ANAP'ın hızla tırmandığı, bu durumun askeri yönetimi tedirgin ettiği, Özal'ın seçimlere girmesinin yasaklanabileceği ya da iktidarın kendisine teslim edilmeyebileceği kanaatİ yaygındır.

ANAP yöneticilerinin de seçimleri kazandıkları halde, Cumhurbaşkanı Evren'in Özal'a başbakanlık görevini verip vermeyeceği konusunda tereddütleri vardır.

7 Kasım günü, Hüsnü Doğan, Mehmet Keçeciler ve Sudi Türel, Özal'ın Farabi Sokak'taki evinde toplanırlar. Endişe ve merak içinde bekleme_tense, Özal'ın hemen Evren'le görüşmesi kararlaştırılır. Özal, Çankaya Köşkü'ne telefon eder ve Evren'den randevu ister. Evren'den Özal'ı ertesi gün kabul edeceği mesajı gelir.

Herkes rahatlamıştır.

Özal, 8 Kasım günü Çankaya Köşkü'ne çıkar. Evren'i kucaklayıp iki yanağından öper. Televizyon kameramanları ve foto muhabirleri bu tabloyu görüntüler. Başta Evren olmak

 

(1) Sedat Elgin, Hürriyet Gazetesi, 13 Mart 1989


 

 
üzere, Özal'dan böyle bir davranışı kimse beklememektedir. Oysa Özal'ın, Evren'i iki yanağından öpmekle askeri yönetime ve topluma vermek istediği önemli mesajlar vardır. Askeri rejimden demokrasiye "yumuşak geçiş"i arzulamaktadır ve yeni dönemde estirmeye başlayacağı yenilik rüzgarlarım" sevgi ve barış" temeline oturtmak istemektedir.

Özal asla kinci değildir. Kendisine yapılan haksızlıkları kısa bir süre sonra unutur.

12 Eylül hükümetinde başbakan yardımcısı iken, Kaya Erdem'in Maliye Bakanlığı'ndan istifa ettirilerek yerine Adnan Başer Kafaoğlu'nun getirilmesine karşı çıkmıştır. Fakat Milli Güvenlik Konseyi'nin kararı kesindir. Başbakanlıktan doğruca evine gider ve arabasına atladığı gibi Side'ye doğru yola çıkar. Onun Side yolunda olduğunu öğrenen Konsey, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı makamım iptal eder. Özal'dan makam arabasının alınmasına da karar verilir. Henüz görevinden istifa etmemiş olan Özal, bir anda arabasız ve makamsız bırakılır. Afyon'da makam arabası elinden alınır ve Side'ye sivil bir arabayla devam etmek zorunda kalır.

Seçime bir gün kala Cumhurbaşkanı  Evren'in yaptığı Özal 'ı suçlayıcı zehir-zemberek konuşması da unutulmamıştır.

Özal ise bunların hepsini unutur. Unuttuğu ve unuttuğunu göstermek için de, Evren'i kucaklayıp iki yanağından öper. Vermek istediği mesaj son derece anlamlıdır.

Evren-Özal görüşmesinden sonra, ANAP'lılar rahatlar. Başbakanlık görevinin Özal'a verilmesi için artık bir engel kalmamıştır. Ne var ki, Evren, Özal'ı bir türlü Çankaya Köşkü'ne davet etmeyecek ve görevin verilmesi uzadıkça uzayacaktır.

Bu arada, Konsey 'in, Meclis Başkanlığı'na Bülent Ulusu'nun getirilmesini istediği söylentileri yaydır. Özal sıkıntılıdır. Sıkıntısını şöyle dile getirir:

"Hükümeti kurmam geciktikçe, ekonomi kötüye gidiyor, belirsizlikler artıyor. Siyasi alanda da çıkmazlar doğuyor. Böyle giderse hükümeti almam. Ne halleri varsa görsünler."

Evren'in ve Konsey'in artık yapabileceği birşey yoktur.

Seçimlerden tam bir  ay sonra, 7 Aralık 1983 günü, Çankaya Köşkü'ne davet edilen Özal'a hükümeti kurma görevi verilir.


 
 Geri

İleri