48

52

53


1980 yılı Ocak ayında Türkiye'ye gelen kredi miktarı 258 milyon dolara yükselecektir.

Özal, Washington'da, Paris 'te, Bonn'da ve Ankara'da OECD, IMF, Dünya Bankası ve diğer uluslararası finans kuruluşları ile yoğun temaslar yapar. Dünya Bankası'ndan 300 milyon dolarlık uyum kredisi sağlanır.

1980, Özal'ın dur durak bilmeden koşuşturduğu, en çok yurtdışı gezisi yaptığı bir yıl olacaktır.

Döviz darboğazı aşılmış, transferler açılmış, ihtiyaç duyulan malların ithal edilebilmesi imkanı sağlanmış, çift fiyat ve karaborsa ortadan kalkmıştır.

24 Ocak kararları meyvelerini vermeye başlamıştır. Ancak, bu kararlara tepki gösterenler de çıkar. Uluslararası ekonomik kuruluşlar, sanayiciler, işadamları ve bankalar ise, alınan tedbirleri genellikle olumlu karşılarlar.

Özal, 24 Ocak kararlarının değerlendirmesini, 1983 yılında şöyle yapacaktır:

"24 Ocak 1980/ de alınan parasal ağırlıklı tedbirler Türkiye/de uzun vadeli bir dışa açılma ve serbest piyasa ekonomisine istikrarın sağlanmasından sonra geçilmesi yönünde atılan önemli bir adımın başlangıcı oldu.

Bu tedbirler, kısa vadede, istikrarı bozulmuş, dış ödemeleri tıkanmış, üretim yapamayan, yüksek enflasyonla birlikte felce uğramış bir ekonomiyi düzlüğe çıkarmayı hedefliyordu. Türkiye ekonomisi moneter bir şok olarak görülebilecek bu tedbirlerin mucizevi sonuçlar verdiği ender ülkelerden biri olmuştur. Türk Lirası'nın gerçek değerine yaklaştırılması ihracatçının cezalandırılmasını önlemiş, fiyatların gerçek anlamda oluşmasını sağlamıştır. 1981 Mayıs'ından itibaren uygulanmaya başlanan günlük kur sistemi, Türkiye'nin dünya dış ticaret ve finansman piyasası ile gerçekçi bir anlamda dışa açık ilişki kurmasını kolaylaştırdı. Kafamızı kuma gömüp paramıza olmayan bir değer etiketi yapıştırarak dünyadan kopuk yaşamımıza son verildi,

Ekonomide devlet rolünün engelleyici değil yönlendirici bir niteliğe kavuşturulması, fiyat kontrollerinin ve açık finansmanla yapılan subvansiyonların kaldırılması da bu kararlarla başladı. Dış ticaretin liberalleştirilmesi ve negatif faiz politikasından vazgeçilmesi de 24 Ocak kararlarıyla başlatılan,
 


kaçakçılığın ve tasarrufçu aleyhine kaynak transferinin ortadan kaldırılmasına yol açan gelişmeler oldu."

İlk Kalp Krizi

Turgut Özal, yüklendiği görev ve sorumlulukları yerine getirmek, başladığı işi bitirmek ve ülkesine hizmet edebilmek için hayatını hiçe sayan insandı.

Bunun bir örneğini 13 Haziran 1980'de görüyoruz.

24 Ocak kararlarından sonra dış kredilerin açılması, dar boğazdaki ekonomiye soluk aldırmıştır. Şimdi en önemli sorun, vadesi geldiği halde ödenemeyen 3 milyar dolarlık dış borcun ertelenmesidir.

Özal, Başbakanlık Konutu'nda Devlet Bakanı Ekrem Ceyhun'la çalışırken aniden rahatsızlanır ve dinlenmek üzere evine gider. Ertesi sabah Hacettepe Hastanesi'ne kaldırılır ve hemen yoğun bakıma alınır. Ciddi bir kalp krizi geçirmektedir.

20 Haziran'da Paris 'te yapılacak borç erteleme toplantısına gitmeye kararlıdır. Doktorlar, " Olmaz, sorumluluğu alamayız" derler. Doktorların uyarılarına kulak asmaz :

"Vatanımın bu işin hallolmasına ihtiyacı var. Böyle bir dönemde ben burada hasta yatağında yatamam. Gideceğim. Eğer ölürsem de vatan için ölürüm. " .

Kendi isteğiyle taburcu olduğuna dair belge imzalar ve 18 Haziran günü Paris'e hareket eder. Havaalanında gazetecilere demeç vermeyi de ihmal etmez. O demecinde şunları söyler:

"24 Ocak 1980 yeni ekonomik programının tatbikata konulmasından bu tarafa dokuzuncu defa olarak temaslarda bulunmak üzere yurt dışına çıkıyorum.

Son yıllarda tamamı ile ve süratle yıkıntıya, çöküntüye giden Türk ekonomisini güçlü bir şekilde düzenleme ve inşa faaliyetine 24 Ocak kararlarının esasını teşkil eden yeni ekonomik programla başlamış bulunuyoruz. Türk ekonomik tarihinde, özellikle 1978 ve 1979 yılları, hayat pahalılığının önüne geçilemeyecek derecede azgınlaştığı, yokluklar, kıtlıklar ve karaborsa devri olarak hatırlanacaktır. Bu yıllar, fakirin daha çok fakirleştiği, memlekette gelir dağılımının süratle bozularak


 

 Geri

İleri