8

392

393


man Demirel'e, "Bu gezi beni çok yordu. Çok yoruldum" demişti. Vefatından bir gün önce katıldığı Anayasa Mahkemesi'ndeki yemin töreninden sonra sohbet ettiği yüksek mahkeme yargıçlarına da şunları söylemişti :

"Korkunç yoruldum. Bu gezi beni felaket yordu. Bugüne kadar hiç bu kadar yorulmamıştım."

Özal, vefatından yine bir gün önceki akşam, Armoni Sanat Galerisi'ne gelirken de yorgun gözükmüş, koruma1arın yardımıyla içeri girmiş, merdivenleri korumaların desteğiyle yavaş yavaş çıkabilmişti. Orada kendisine ikram edilen yiyecekleri yememiş, sadece yarım bardak su içmişti. Galeri'den ayrılırken de, yine korumalarının yardımıyla arabasına binmişti.

"Türkiye'yi Hayatından Üstün Tuttu"

Kesin tarihini hatırlayamadığım aşağıdaki anektoldu gazeteci dostum Şakir Süter'den dinlemiştim.

Turgut Özallın Başbakanlığının ilk yıllarında bir gün, Marmaris'te, gazeteci Rauf Tamer, Semra Özal'ın yanına yaklaşarak, "Hanımefendi" der, "Biraz arka planda kalsanız... Fazla öne çıkmanızı halk yadırgamaz mı? Bu, Turgut Bey'i de yıpratabilir. "

Semra Özal, Rauf Tamer'in yanağını şefkatle okşar ve şu karşılığı verir:

-Alışırlar... Merak etme... Sen de alışırsın!.."

Rauf Tamer, Bayan Özal'ın bu cevabını hatırladıkça, "Gerçekten alıştık" diyecektir.

Turgut Özal'ın 40 yıllık arkadaşı Semra Özal, fikir olarak da eşine o kadar yakındı ki, onun gerçekleştirmeye başladığı "değişim"e kendi davranışlarıyla da katkıda bulunuyordu. Toplumun "değişim"i birden bire sindiremeyeceğini, ama yavaş yavaş alışacağını Turgut Özal kadar Semra Özal da biliyordu. Hatta denilebilir ki, Özal işe başladığında, fikir ve yapı olarak "değişim"in öncülüğünü yapmaya hazır olan Özal'lar, "değişim"in "aile boyu" simgesi oldular. Özellikle Semra, Elvan, Ahmet ve Efe Özal, Turgut Özal'ın başlattığı" değişim"in ortaya çıkaracağı yeni insan tipinin çarpıcı birer profili gibiydiler.
 

Özal'ın başarısında onların da büyük rolü oldu. İlk günlerdeki sert ve yoğun tepkilere aldırmadılar. Özal ailesine çok şiddetli tepki gösterenler bile, zamanla onlar gibi olmanın, onlara benzeyebilmenin yollarını aramaya başladılar.

Bayan Semra Özal, eşine sonuna kadar destek oldu. Onu hep teşvik etti, yüreklendirdi. Vakit buldukça başbaşa konuştukları olurdu. Turgut Bey, her konuda Semra Hanım'ın da görüşünü sorardı. Onun sezgilerine çok güveniyordu. Ama Semra Hanım'ın ifadesiyle, “onuçta daima Turgut Bey’in dediği olurdu. “

Turgut Özal, hayatını ülkesine ve ailesine adamış insandı. Oğlu Ahmet Özal'la özellikle son yıllarda arkadaş gibi olmuşlardı. çoğu geceler geç saatlere kadar oturur, ülke sorunlarından Ahmet'in işlerine kadar her şeyi konuşurlardı.

Ahmet Özal şimdi. çok sevdiği babasını kaybetmiş olmanın verdiği dayanılmaz acıyla sarsılmış olmasına rağmen, cenaze töreni hazırlıklarının ayrıntılarıyla ilgileniyor, babasına karşı son görevini eksiksiz yerine getirmek için yoğun bir çaba gösteriyordu.

Ahmet Özal, babasının toprağa verileceği yeri incelemek üzere İstanbul'a giderken, babasının Türkiye için hayatını hiçbir zaman düşünmeden veren bir insan olduğunu söylüyordu.

Babam, çok tepki aldı. Çok haksız saldırılara uğradı. Gerek bize gerek kendisine yöneltilen tepkilerin, tüm bunların ne kadar boş ve ne kadar haksız olduğu ortaya çıkıyor. daha da çıkacak. diyen Ahmet Özal, üzgün ve bitkin şekilde, babası Turgut Özal'ı, ardından şöyle anlatıyordu:

Çok iyi hatırlıyorum. Türkiye’nin borçlarının ertelenmesi için OECD toplantılarına gitmeden birkaç gün önce kalp spazmı geçirmişti. Doktorlar gitmemesini. hastanede bir ay kadar yatması gerektiğini söylemişti. Çok tehlikeliydi. Buna rağmen sorumluluğu ve riski üstüne alarak, doktorlara sorumluluğu üstlendiğine dair imzalı bir yazı vererek Paris/ e gitti. Borç ertelenmezse Türkiye’nin çok zor durumda kalacağını bildiği için, doktorlar nezaretinde Paris/ e gitti. Bunu herkes biliyor. Türkiye/yi kendi hayatından üstün tuttuğu için, sağlığını hiçe sayarak çalışıyordu. Zaten geçirdiği ameliyatlar da, yorgunluğun ve stresin sonuçlarıydı. Bana sorarsanız siyasetçi kavramları


 
 Geri

İleri