8

364

365


etmeyeceğini, bir kişi de düşüneceğini ifade etti.

Sıra Özal' a gelince; o imanlı, inançlı ve kararlı bir şekilde, 'ikinci Değişim Programı'nın artık bu ANAP kadrosuyla gerçekleşemeyeceğini söyledi ve 'istiyorsanız şimdi ben de Cumhurbaşkanlığı'ndan istifa edeyim' dedi. Biz itiraz edince şunları söyledi:

'0 halde uygun bir zamanda istifa edip yeni hareketin başına geçeyim.'

Kısmet değilmiş."

Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığı'ndan istifa etmeyi sadece ANAP İkinci Olağanüstü Kongresi'nde felsefesi ve arkadaşları tasfiye edildiği için düşünmüyordu. Hüsnü Doğan'a göre, "Özal'ın Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılma yönündeki arzusunun nedeni Çankaya'ya çıktığından bu yana gelişen siyasi şartlar oldu. Düşündüğü, kamuoyuna sunduğu projeleri orada gerçekleştiremeyeceğini gördü. Tekrar bir hizmet gayesiyle böyle bir sonuca vardı. Özal'ın Cumhurbaşkanlığı'nda daha 3,5 yılı vardı. Rahatına bakmak istese, herkesin isteğine uyar, etliye sütlüye.. karışmaz ve 3,5 yıl daha Çankaya' da rahatça kalırdı. Ama, Özal'ın felsefesi şuydu: Öbür tarafta hesabı iyi vermek lazım. Bu onun hayat anlayışıydı, inancıydı. 'Eğer benim halen bu ülkeye hizmet etme imkanım varsa, yapacaklarımı da bu milletin hayrına görüyorsam, bunları yapmak lazım" diye düşünüyordu.

DPT eski Müsteşarı Yıldırım Aktürk, "Özal'a siyaset ters gelirdi" der ve şunları ekler:

"Çok yakın çalışacağı kişilere, ekibine tamamen hakimdi,ama onun dışında tayin, terfi gibi personel işleriyle uğraşmayı, bütün yurdu dolaşacağı organizasyonlarla uğraşmayı hiç sevmezdi. Politikaya kafasındakileri gerçekleştirmek için kerhen başladı. Bu, işin yapılması gereken bir parçası diye düşündü ve epey emek verdi.1977 seçimlerinde İzmir' de mikrofonu ele almak istemiyordu, kendisini takdim etmek isteyen arkadaşa, 'Sen daha iyi yapıyorsun devam et' dedi. Zamanla mikrofonda güç olmayı çok iyi öğrendi. Üstüne düştüğü şeyi başarma, yaptığının en iyisini yapma gayreti içindeydi."

Özal, "Boğa gibi saldıracaksın" derdi. Yani siyaset adamlarına inandıklarını gerçekleştirmek için ellerindeki bütün


 

imkanları kullanmaları gerektiğini söylüyor, kendisi bunu yapıyordu. Ama siyasetçiler, inandıklarını yapmak veya sorunları çözmek için değil, birbirini yıpratmak, hatta yok etmek için boğa gibi saldırıyorlardı. Özal bu nedenle siyaseti sevmiyordu. Türk siyasetindeki hoşgörüsüzlük, onun engin hoşgörüsüyle her zaman çelişti. Onun sevgi ve barış üzerine kurulu dünyası, sevgisizlik ve kavgaya dayalı Türk siyasetiyle uyuşmadı. Sevgiye, hoşgörüye, vefaya karşılık sevgisizlik, hoşgörüsüzlük ve vefasızlık gördü. Hizmet için siyaset yerine, çıkar için siyaset yapanlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Elinde olsa, çok şey gibi siyaseti de değiştirecekti. Siyaset adamlarının nasıl davranmaları, nasıl siyaset yapmaları gerektiğini öğretmeye, bu konuda da örnek olmaya çalıştı. Ama olmadı.

Biz tekrar Prof. Dr. Ercüment Konukman'ın anılarına dönelim:

"Sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'la 1983 yılından yani Anavatan Partisi'nin kurulduğu günden vefat ettiği 17 Nisan 1993 tarihine kadar beraber olma imkanını bulmuş nadir kişilerden biriyim. Bu bakımdan kendimi çok şanslı sayıyorum. Maalesef ikbal günlerinde çok fazla kalabalık olan çevresinin zor ve sıkıntılı anlarda nasıl birden bire azaldığını ve adeta yok denecek hale geldiğini defalarca gördüm. Bu ve bundan doğan üzüntümü Sayın Özal'a da söylediğim olmuştur. Ancak, o bizden, daha sakin davranmamızı, hoşgörülü olmamızı, çıkarları olmadığı için artık bizden uzaklaşmış olanları bile ikna yoluyla saf/arımıza davet etmemiz gerektiğini telkin ederdi. Siyasette engin bir hoşgörüsü vardı. ikna, sadakat ve çok defa da itaat, siyasetçide aradığı en önemli ilkelerdi. Onunla, ona ters gelen fikirleri rahatça konuşabilirdiniz. Kızmazdı. Dinlerdi. Ama inanmıyorsa mutlaka sizi karşısına alır, uzun uzun konuşur, sonunda ikna ederdi. Müthiş bir' ikna kabiliyeti vardı. Karşısındaki pes edinceye kadar bu yeteneğini çok ustalıkla kullanırdı.

Siyaseti fazla sevdiğini söyleyemem. Ancak halka hizmet edebilmenin siyasetten geçtiğine inanmış ve halka hizmeti hakka hizmet olarak kabul etmişti.

Siyasette onu nelerin ve kimlerin üzdüğüne gelince...

Neler ve kimler üzmedi ki.


 


 

 Geri

İleri