8

362

363


ile, Türk milletinin kalbinde ne kadar yer ettiğini, tekbir sesleri ve dualarla, milyonların gözyaşlarıyla uğurlandığını görenler, ne kadar yanıldıklarını anlayıp, arkasından methiyeler yazdılar. "

Prof. Dr. Ercüment Konukman sözlerine böyle başladı ve devam etti :

" Yıl 1983. Aylardan nisan.

Turgut Özal, siyasi parti kurma hazırlıklarına başladı. Kendi alanında başarılı olmuş kişileri kurucu yapmak ve dört eğilimi birleştirmek niyetinde... Ancak günün şartlarını ve askeri rejimin etkilerini de hesaba katanlar Milliyetçi Demokrasi Partisi'ne şans tanıyor, Özal'a sadece akıl vermekle yetiniyorlar.

Sayın Özal, üniversite çevrelerinden de partisine kurucu almak istiyor. Tanınan, fikren ve ruhen ona yakın olan bazı ünlü isimler, bazı mazeretler öne sürerek kurucu üyelik teklifini kabul etmiyorlar.

Bir gün bir arkadaşım vasıtasıyla beni çağırttı ve kuruculuk önerdi. Kabul ettim. Kendisine inanıyor ve ülkeye hizmet edeceğine güveniyordum. 24 yıllık üniversite hayatıma bir çırpıda son verdim. Bu davranışım Özal' ı çok duygulandırmıştı. Hayatının son günlerinde bile bazen bu olayı anlatır, 'En yakın dostlarımı çağırdım gelmediler, ama Konukman tek sözümle bize katıldı' derdi.

İşin önemli yanı şuydu:

'1983 Seçim Kanunu'na göre, üniversite öğretim üyeleri, aday olup seçime katıldıkları taktirde izinli sayılmıyorlardı. istifa etmeleri şarttı. istifa eden ve siyasete atılan öğretim üyeleri, seçilememeleri halinde görevlerine dönemiyorlardı. Ben de 24 yıllık profesördüm ve emekliliği hak edecek süreyi de henüz doldurmamıştım.

Seçimler 6 Kasım 1983' de yapıldı. ANAP tek başına iktidar oldu. Ben de İstanbul' dan milletvekili seçildim. Sayın Özal' a hükümeti kurma görevi verildi.

Bakanlar Kurulu açıklanmak üzere... Herkes bakanlık bekliyor. Sayın Özal TBMM' den çıkarken beni çağırttı. Arabasına aldı. Sağ elini şefkatle dizime koydu. 'Bak Ercüment dedi, 'Bakanlık makamı, kırmızı plakalar gelip geçicidir. Benim Meclis'te

 

ve Grup'ta inandığım, güvendiğim arkadaşlara ihtiyacım var. Seni Grup Başkan Vekili yapacağım.

İlgisine ve güvenine teşekkür ettim.

Özal, Başbakan...

Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) Meclis'te şiddetli ve seviyeli muhalefet yapıyor. Yunanistan o günlerde Ege'deki kıta sahanlığını 6 milden 12 mile çıkaracağı tehdidinde bulunuyor.

MDP'li Sayın Kamran inan milli duyguları dile getiren veciz bir konuşma yaptı. TBMM'de Yunanistan'ın haksız ve mütecaviz tutumuna karşı ortak tavır alınmasını ve bir bildiri yayınlanmasını önerdi.

Ben Grup Başkan Vekili'yim. Meclis'in o günkü oturumunda Sayın Özal yok. Sayın Mesut Yılmaz, Hükümet Sözcüsü...

Hemen bir istişare yaptık. Muhalefetin bildiri önerisine hükümet de sıcak bakıyor. Hükümet adına Sayın Yılmaz da aynı paralelde bir konuşma yaptı ve bence konu kapandı.

Gecenin bir yarısında, telefonda Başbakan Sayın Özal... 'Kardeşim' diye hitap ediyor. O 'kardeşim' diye hitap etti mi kızgın olduğunu, karşısındakini fırçalayacağını biliyorum.

Aynen 'Kardeşim, siz ne yapıyorsunuz? Yunanistan'a bir harp ilan etmediğiniz kaldı. Gruba hakim olamadınız mı?' demez mi?

Benim, 'Sayın Başbakanım, Meclis'te hükümetimizin sözcüsü de vardı. O da kürsüde aynı paralelde beyanda bulundu. Mutlaka sizden bu hususda talimat almış olmalıdır' dememe aldırış bile etmedi. 'Kendi kendinize iş yapıyorsunuz kardeşim' demekle yetindi. "

Prof. Konukman, Özal'ın politikada uğradığı hayal kınk1ığını ve buna rağmen Cumhurbaşkanlığı'ndan istifa ederek tekrar politikaya dönmek istemesini de şöyle anlattı :

"ANAP'ta ikinci Olağan Kongre'yi kaybetmiştik. O akşam Köşkte toplandık. 19 milletvekili ve 30'a yakın eski parlementer vardı. Sayın Özal sakindi. Hepimize teker teker kongre hakkındaki düşüncelerimiz i ve bundan sonra ne yapmak istediğimizi sordu. 17 milletvekili artık ANAP'ta çalışmaya imkan kalmadığını ve istifa edeceğimizi söyledik. Bir kişi istifa


 
 Geri

İleri