8

360

361


gisi'nden belli bir hisseyi Sporu Teşvik Fonu olarak verdik. işte Türkiye' deki birçok spor tesislerinin başlangıcı budur."

Cumhurbaşkanı Özal, Başbakanlığı döneminde Türkiye'deki futbol sahalarının çimlendirilmesi konusunda da talimat vermişti. Özal bu konuda şöyle diyordu:

"Türkiye'de televizyonun renkli yayına geçtiği 1984'de, Avrupa' daki futbol sahalarının yemyeşil olduğunu görmeye başladık. Tabii ki, o güzel sahalara biz de aynı arzuyu duyduk. Bizim sahalarımız kalenin önünde, hele kış aylarında bir çamur birikintisi görünümündeydi. Futbolcular forma değiştirmek zorunda kalırlardı. Bugün çim sahalarımızın kalitesi Avrupa sahalarından iyidir.

2000'li yıllara doğru giderken, Türkiye'nin ekonomik gücü çok daha ileriye gidecek ve çok daha güçlenecek. Bugün gördüğümüz tesislerden daha güzel, kombine, çok maksatlı tesislere geçme imkanına kavuşacağız. 2000'li yıllarda 70 milyona giden Türkiye'mizin, sporda tüm dünyaya ismini duyurabileceği kanaatindeyim."

Politikada Hoşgörü, Vefa, Hayal Kırıklığı


Bu bölümde konudan konuya atladığımın farkındayım. Ancak, Özal gibi çok yönlü bir şahsiyeti atlatmanın başka yolu yok ki..

Evet, Özal, bürokrat ve teknokrattı. Siyaset ve devlet adamıydı. Usta bir diplomattı. Bilgiye sonuna kadar açıktı. Sanatseverdi. Spora tutkundu. Çocukları ve gençleri çok seviyordu. Nesil farkını bir yana bırakıp, çocuklarla arkadaşlık ederdi. Çocukları nerede görse, hemen aralarına girer, onlarla sohbet eder, sorular sorardı. Çocuklara ve gençlere özellikle bilgisayar kullanmayı öğrenmelerini, spor yapmalarını ve başkalarıyla rekabet etmelerini öğütlüyordu.

Kadınlara büyük değer verir ve saygı duyardı. Eşine verdiği değer ve duyduğu saygıyı sürekli açığa vurmakla, Türk erkeklerine model olmak istiyordu. Türk kadınına çok güveniyordu. Leyla Yeniay Köseoğlu'nu ANAP'ın kurucuları arasına almış, milletvekili seçilmesini sağlamıştı. İlk kez seçilmiş bir kadını, İmren Aykut'u bakan yapmıştı. Eşi Semra Özal'ın kur


 

duğu "Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı’nın çalışmalarını sürekli teşvik etmiş ve desteklemişti. Ateşli bir çevreciydi. Birleşmiş Milletler'in bile üye ülkelere örnek almalarını önerdiği" Çevre izcileri" ordusunu kurdu. Onun zamanında 2,5 milyon çevre izcisi çocuk vardı. çevrenin ve sahillerin korunması için yasalar çıkardı. "Bir dikili ağacın olsun" kampanyası başlattı.

Peki, bunca işi yapan ve ona asıl "tarihi şahsiyet" vasfını kazandıran büyük başarılan siyasete atıldıktan sonra gösteren Turgut Özal, siyaseti sevebildi mi?

Sevebildiğini sanmıyorum.

Özal Türkiye'deki siyaset yapma metodlarını sevemedi. Demokrasilerde hizmet vermenin en etkin yolu olan siyasetin araç olmaktan çıkarılıp, amaç haline getirilmesini sevemedi. Sırf kazanmak ve oy almak uğruna halka yalan söylenmesini içlerine sindirenleri sevemedi. Bizans oyunlarını, ikiyüzlülüğü, hoşgörüsüzlüğü, vefasızlığı sevemedi. "Biz siyaseti biraz Bizans' dan, biraz Osmanlı' dan almışız" der ve bu tür siyasetten uzak durulmasını isterdi.

"Seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?" diyebilecek derecede dürüst ve açıksözlüydü. Siyasetin inişli ve çıkışlı olduğunu, kaybetme yi de bilmek gerektiğini söylerdi. Bazen" Böyle siyaset yapılmaz" diye öfkelendiği de olurdu.

Özal'ın siyaseti sevip sevemediğini, siyasette uğradığı hayal kırıklıklarını ve siyasette değer verdiği ilkeleri Prof. Dr. Ercüment Konukman'dan dinledim. Konukman, Özal'ın isteği ile siyasete atılmış, en yakın dostları ve arkadaşları tarafından terkedildiği günlerde bile Özal'ın yanından ayrılmamış, kişisel siyasi çıkarları için Özal'a sırtını dönmeyi aklından bile geçirmemiş; Özal'ın siyasetteki vefalı birkaç kader arkadaşından biriydi.

"Özal çok zeki, büyük bilgi birikimine sahip, pratik, ikna kabiliyeti yüksek, önyargılı olmayan ama fikrini kabul ettirme gayreti ve inadı olan gerçek bir mümin, hatasını kabul edebilen ve hatadan dönen, insanlara sevgi ile yaklaşan yürekli bir yurtseverdi. Onun yaptığı büyük hizmetler, çıkarları zedelenen bazı çevrelerce pek beğenilmedi. Bu çevreler onu devamlı hırpaladılar, ona saygısızlık ettiler, hatta sövdüler bile. Ama, vefatı

 


 

 Geri

İleri