8

352

353


kendilerini izliyorduk. Sabahın ilk ışıklarıyla Özal'ın peşine takılıyor, geceyarılarına kadar koşturuyorduk. Yemek yiyemediğimiz günler oluyordu. Sadece öğle vakitlerinde PTTye fırlıyor, haberlerimizi gazeteye geçiyor sonra yine Özal'ın yazlığının kapısına dikiliyorduk.

Bu ağır tempo iki hafta sürdü.

'Son gün gelip çatmıştı. Ertesi gün Özal Ankara'ya dönecekti. Akşam üze,:!, vatandaşlarla birlikte çay bahçesinde sohbet ediyorduk. Özal, _Bu akşam sizlerle teker teker özel görüşme yapacağım. İstediğiniz soruyu hazırlayın, cevaplandıracağım' dedi.

Çok sevinmiştik. Saat 20.00 sularında bütün muhabirler kapıda kuyruğa girmiştik. Özel soruya özel cevaplar alacaktık, ertesi günkü gazeteye manşet olacaktık, büyük hadise.

Üçüncü veya dördüncü sıradaydım. Heyecanlıydım. ilk sorum hazırdı. Belki onu cevaplamak istemez diye iki yedek soru daha hazırlamıştım.

O sıralar Güneş Gazetesi Özal' a kıyasıya muhalefet ediyordu.

Önümde duran üç arkadaşın görüşmesi bittiğinde hava kararmıştı. Bizler içerde basma örtülü bambu koltukta oturan Özal'ı görüyorduk ama o bizi göremiyordu. Koruma Müdürü Musa Öztürk, kapıda durmuş gazetecileri sırayla içeri alıyordu. Sıra bana geldi. Musa Öztürk, 'Sıra Güneş gazetesinde efendim' dedi.

Tam içeriye dalıyordum ki, Özal'ın sesi duyuldu:

'Hayır, Güneş gazetesi ile görüşmeyeceğim' dedi. '0 gazeteye küsüm, sıradaki diğer gazeteci gelsin..'

Donup kalmıştım. Bütün gazeteciler özel görüşme yaparken ben refüze ediliyordum. Gazetem muhalefet edebilirdi, ama bunda benim suçum yoktu ki. Kendimi terslenmiş, itilmiş hissettim, çok üzüldüm, hem mesleki hem kişisel onurum yara almıştı. Üstelik ertesi gün bütün gazetelerde özel haberler olacak, benim gazetem öksüz kalacaktı.

Ama zorla da görüşemez, ağlayıp sızlayamazdım ya. Ağır üzgün adımlarla kapıdan ayrılırken, Özal'ın sesi bir defa daha duyuldu:
 



 


'Musa' dedi, 'Bana Güneş muhabirini tarif et bakayım, hangisiydi o?'

Durdum. Musa, beni tarif etti. Boyumu, tipimi, saç ve göz rengimi söyledi. Özal yine seslendi:

'Ha o mu, çağır çağır, gelsin' dedi.

Buruk bir şekilde içeri girdim. Müşfik bir yüzle bana yanındaki koltuğu işaret etti:

'Gel bakalım, gel otur..' dedi. Ve devam etti:

'Ben Güneş'e dargınım ama sana dargın değilim. 15 gündür senin çalışmanı ve davranışlarını izliyordum. Sen mücadeleci ve yetenekli bir gence benziyorsun. Onun için senin yerin ayrı' dedi.

O 15 gün boyunca beni bu kadar dikkatli takip ettiğini hiç hissetmemiştim.

Teşekkür ettim, sorularımı sordum, çıktım.

Bir daha da Özal ile hiçbir şekilde, hiçbir biçimde başbaşa kalmadım. O ilk ve son görüşmemizmiş meğer...

Ama ben bu anıyı hiç unutmadım. Yazmayı da hiç düşünmemiştim aslında. O, iki insan arasında, tek kuruşluk siyasi veya maddi faturası olmayan'., bir duygu ve düşünce alışverişiydi.

Eğer felek izin verseydi, belki bir gün Özal emekli olduğunda kendisini ziyaret eder, bu anıyı ve bende bıraktığı insanı izleri aktarabilir, tekrardan teşekkür etmek isterdim." (I)

Özal'ın 1983 seçim zaferinde medyanın da rolü vardı. Ama o, işbaşına gelir gelmez gazete kağıdında devlet subvansiyonunu kaldırdı. Gazeteler buna ateş püskürdüler. Özal'ın gazetelerle ilişkileri bir süre bozuldu. Sonra gazeteciler de subvansiyonun kaldırılmasının doğru olduğunu anladı.

Özal'ın medya alanında yaptığı en büyük devrim, hükümet-gazeteci ilişkilerini bir düzene sokması oldu. Eskiden gazete patronları ve bazı ünlü gazeteciler, bakan getirir ve bakan



 

(I) Sabah Gazetesi, 19 Nisan 1993,




 

 Geri

İleri