8

350

351


Ben de, ANAP'ı kurduktan sonra Nursun'un bu haberini anımsatıp Özal' a sormuştum:

-Siz de artık alkış bekleyen politikacısınız. 'Alkışlamayın' mı diyeceksiniz?

Gülerek sözümü kesti :

-Mecbur musunuz bu soruyu sormaya" (1)

Özal'a yakın gazetecilerden biri de Cengiz Çandar'dı. Hatta Çandar, Özal'ın fikirdaşı, danışmanı ve manevi evladıydı.

Özal ile Çandar, "iki yıl önce bir mayıs günü" randevulaşırlar. Fakat Özal randevuyu unutur. Çandar, Çırağan Oteli'ne gittiğinde, Özal'ın Ürdün Dışişleri Bakanı'ndan sonra Rüşdü Saraçoğlu ile görüşmekte olduğunu görür. Oysa, randevu sırası kendisinindir. Gerisini Çandar'darı dinleyelim :

"İçeri çağırdı. Kabahat işlemiş bir çocuğun yüz ifadesiyle, 'Ne yapacağız şimdi?' diye sordu. Ne diyebilirdim ki. Karşımdaki Cumhurbaşkanı. Randevuyu ben unutsam olmazdı, o unutsa olurdu. Ellerimi iki yana açmakla yetindim.

Turgut Özal bu. Saniyesinde çözüm formülü üretmese olur mu... Birden, 'Namaz kılmasını biliyor musun?' sorusunu yöneltti.

- Tabii biliyorum efendim.

-Benimle cuma namazına gelir misin? Gidiş-gelişte yolda arabada konuşuruz. Böylece randevuyu unutmamdan ötürü eksikliği kapatırız...
-Peki, gelirim efendim.

-Abdestin var mı?

-Hayır.

-Geç yandaki odaya. Hemen abdest al. Beş dakika içinde çıkıyoruz.

Beykoz Camii'ne yola koyulduk. Beşiktaş-Beykoz arası gidiş-geliş az değil... Arabada yanyana epey konuştuk.
 

(1) Bugün Gazetesi. 19 Nisan 1993.



 


Beykoida camiden çıkarken, tezahürat patladı. Özal'ın kamuoyunda hızlı inişinin zirve noktasında bulunduğumuz günlerdi... Bana döndü, gülümsedi, 'Cami cemaatı nezdinde itibarımız iyidir'...

Dönüş yolunda konvoy aniden Yıldız Parkı'na daldı. Yol kenarlarına güzel bahar havasından yararlanarak piknik yapan ilkokul çocukları yayılmıştı. Daracık yoldan ilerleyen eskortlu konvoyu görünce, 'aa, Özal' sesleri arasında bize doğru koşmaya başladılar.

Cumhurbaşkanı, arabayı durdurttu. Camı açtı. Küçücük çocuklarla sohbete başladı. Onlarla fotoğraf çektirtti. Konvoy hareket eder etmez, tekrar bana müthiş mutlu bir tebessümle döndü, ' Çocuklar nezdinde de itibarımız iyidir.'

Ardından ekledi:

-Bu kuşak müthiş yetişiyor. Kendi çocukluğumuzu düşünüyorum da. O yasak, bu yasak. Onu yapma, bunu yapma... Yasakların kısıtlaması ister istemez ruhumuza işlemiştir. Şimdikiler öyle özgür yetişiyor ki, bak ilerde Türkiye'yi ne hale getirecekler.

Turgut Özal, bu ülkenin en gönüllü' özgürlük mücahidi' idi. 'Düşünce, din ve vicdan ve teşebbüs hürriyeti'ni, kendi deyimiyle bu 'üç hürriyeti vazgeçilmez, üzerlerinde pazarlık edilemez ve Türkiye'nin 21. yüzyıla sıçraması için 'olmazsa olmai ilkeler sayıyordu." (1)

Özal, aleyhinde yazan gazetecilerle bazen konuşmaz, tavır koyardı. "Bana kızarlar ama, yine de severler" derdi. Kendisi de bazen kızardı ama yine de severdi gazetecileri... "Bana kızıyorlar, ama yine de benimle konuşuyorlar" diye keyifle gülerdi.

Özal'ın gazetecilere yaklaşımını çok güzel yansıtan bir anı da gazeteci İlker Sarıer'e aittir :

"1984 yılının yaz aylarıydı. Henüz birkaç yıllık gazeteciydim. Güneş gazetesinde muhabirdim. Özal, yeni başbakandı, dinamizminin doruklarındaydı. Eşi Semra hanımla Bodrum Aktur tesislerinde tatil yapıyorlardı. 15-20 gazeteci
 

(1) Sabah Gazetesi. 20 Nisan 1993.




 

 Geri

İleri