8

346

347


çalın' dediğini belirtti. O andaki çifte sevincimi hiç unutamam. Birincisi, başarılı bir ameliyat geçirmişti ve hızla sağlığına kavuşuyordu. ikincisi de, o anda bile 'Yunus Gibi' şarkısını istemesi -ki bestesi bana aittir- bestekar olarak bende sonsuz bir duygu heyecanı yarattı ve gözlerimden yaşlar boşandı.

Türkiye'ye döndükten sonra onun beğendiği şarkı çok daha değer kazandı. Türk Mühendisler Birliği her yıl Ankara' da balo düzenler. Daha önceleri pek gitmediğim o geleneksel balolara ben de katılmaya başladım. Baloyu 'Yunus Gibi' şarkısını hep beraber söyleyerek açardık. Biraz ben söylerdim, sonra o devam ederdi. Şarkıyı hep birlikte bitirirdik.

Gerek kendisi gerekse sevgili eşi Semra Hanım, Türk müziğine düşkündüler ve benim bile bilmediğim çok eseri biliyorlardı. Hem güncel, hem de eski eserleri... Hatta bir keresinde, birkaç saz arkadaşımı çağırmıştım, o arkadaşlardan öyle şarkılar istedi ki, ben de arkadaşlarım da hayretler içinde kaldık.

Özal, sanat etkinliklerini kaçırmamaya da özen gösterirdi. Hatta ölümünden bir gün önce, Bulgaristan'dayken kendisine bir resmini armağan eden Bulgaristanlı sanatçının davetini kıramamış, Ankara Çevre Sokak'ta bir galeride bulunan resim sergisine katılmıştı. Yüksek merdivenlerle çıkılan galeride çok yorgun görünüyordu. Orada bulunan sanatçılarla sohbet etmiş müzik dinlemişti.

Turgut Özal Türk kültürüne de önemli katkılarda bulundu. Milli kültürün köklerine bağlı bir anlayışa sahipti. Bazı kültürel tabuları da yıktı. Kültür Bakanlığı bünyesinde halk müziği, klasik Türk müziği yanında tasavvur müziği toplulukları onun zamanında oluşturuldu.

Mevlana ve Yunus Emre gibi Türk-İslam büyüklerinin uluslararası boyutlarda anılmasını Özal sağladı. Mevlana törenlerine giden ilk Cumhurbaşkanı'ydı.

Fikir özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırdı. Tutucuların inatçı direncini kırabilseydi, kültür alanında da büyük işler yapacak ve kültürel hayatın dönüşümünü de gerçekleştirecekti. Buna rağmen, kültürel alanda önemli etkiler uyandıran bir lider oldu ve kemikleşmiş alışkanlıkları kısmen de olsa değiştirmeyi başardı.
 

Medya ile İlişkiler ve Kişilik Hakları

Denilebilir ki tarihte ve dünyada belki hiçbir lider Turgut Özal kadar medyanın ilgi odağı haline gelmedi. Bunun nedeni de, Özal'ın renkli bir kişiliğe sahip olması, farklı şeyler söylemesi, farklı şeyler yapması ve farklı davranışlar sergilemesiydi.

Özal, medyanın gücüne inanırdı. Medyanın gücünü iyi kullanırdı. Yerli ve yabancı televizyon kanallarını dikkatle izlerdi. Gazeteler daha baskıdan çıkar çıkmaz hemen getirtir, bütün haberleri okurdu. Kendisiyle ilgili makale ve yorumları inceler, bunlarda bir yanlış görürse, yazı sahibini gece yarısı da olsa arar bulur, yanlışlarını anlatmaya çalışırdı. Kendisine karşı önyargılı olan ve her yaptığını eleştirmeyi meslek haline getiren gazetecileri ise aramaya hiç gerek duymaz, cevapsız bırakırdı.

Yalan haberlere, gerçekleri çarpıtan makale ve yorumlara çok kızardı. Kendisine ve icraatına yönelik eleştirileri hoşgörüyle karşılardı. Ama ailesine dil uzatılmasına, özel hayatının didik didik edilmesine tahammülü yoktu.

Özal'a göre, medya, sahip olduğu büyük gücü olumsuz kullanmamalı, kişilik haklarına saldırmamalı, insanların özel hayatıyla uğraşmamalı, şeref ve haysiyetiyle oynamamalıydı. Kişilik haklarına saldırılanlar, şeref ve haysiyetleriyle oynananlar ise, derhal yasal yollara başvurmalıydılar. Kendisi bu konuda da bir örnek, bir model olmak istiyordu. Kişilik haklarına saldıran, özel hayatına dil uzatan, şeref ve haysiyetiyle oynamak isteyen gazetecilerin ve gazetelerin aleyhine yüklü tazminat davaları açıyordu. Davaların çoğunu kazanmış, toplamı milyarla ifade edilebilecek tazminatlar almıştı. Avukatı Bilgin Yazıcıoğlu'na : "Bu davaları tazminat almak için açtığım ı sananlar var. Hiç ilgisi yok. Biz, insanların oynanan ve oynanmak istenen şeref ve haysiyetlerini korumakta öncülük edeceğiz" diyordu. "Zenginliğimi basın davalarına borçluyum. Basın davalarından 800-900 milyon kazanmışız" diye zaman zaman dalga geçmeyi de ihmal etmiyordu. Bazen tepesi atar, gazetecilere, "Yazarsan yaz be, senden büyük Allah var" diye tepki gösterirdi.

Köşe yazarlarına" Köşeci" derdi. Bazı köşe yazarlarına çok kızıyordu. çünkü onlar, kişilik haklarına saldırının ötesinde


 
 Geri

İleri