48

34

35


olarak, direksiyon başında keyifle otururken görülecektir.

Özal, 1977 genel seçimlerinde, AP'den adaylık sözü alır. Bursa veya Kayseri'den aday gösterilecektir. Fakat, başvuru süresi sona ermek üzere olduğu halde, nedense kendisini ne arayan olur ne de aday gösteren. O da, kardeşi Korkut Özal'ın kilit adam olduğu MSP'den İzmir milletvekili adayı olur. Seçim konuşmalarında, ülke sorunlarının çözümü için radikal reformlar öneren Özal, kendi görüşlerini açıkça ortaya koyamaz. çünkü adayı olduğu partinin içinde kendini yabancı hissetmektedir. MSP ona göre değildir.

Seçimi kaybeder.

O seçimi kaybetmesi, talihini değiştiren önemli bir olaydır.Kader, onun yolunu çoktan çizmiştir. Seçimi kazansa, belki doruğa tırmanamayacak, kafasındaki projeleri ve reformları hayata geçirme imkanına belki hiçbir zaman kavuşamayacaktır.

İlk siyasete atılma denemesinde başarılı olamayan Özal, "Siyasette kazanmak da var, kaybetmek de" der ve MESS'deki görevini sürdürmeye başlar. TUSİAD'a da üye olur. "Masanın öbür tarafı" dediği özel sektördeki çalışmaları sırasında edindiği bilgi ve tecrübelerden daima yararlanacaktır.

Aydınlar Ocağı'ndaki Ünlü Konuşma

Turgut Özal'ın, Nisan 1979'da Aydınlar Ocağı'nın Ankara'da düzenlediği bir toplantıda yaptığı konuşma, geleceğe yönelik ilk siyasi mesajı vermesi ve daha önce parça parça verdiği mesajları artık tamamlamış olması bakımından, önemlidir. Özal, kafasındaki ekonomik modeli ve yapılması gereken (daha doğrusu yapmayı tasarladığı) reformları o konuşmada açıklar.

Toplantıyı ve Özal'ın o toplantıda yaptığı konuşmayı, gazeteci Taha Akyol'dan dinleyelim :

"Turgut Özal, Aydınlar Ocağı'nın bir seminerinde konuşuyordu. Özal'ın o zamanlar Aydınlar Ocağı ile yakın teması vardı. Milli Kültür Vakfı'nın sürükleyici isimlerinden biriydi. Aydınlar Ocağı, 'Türkiye'nin sosyo-kültürel ve ekonomik meseleleri' diye bir seminer düzenlemiş, ekonominin anlatılmasını Özal' dan rica etmiştir.
 


28-29 Nisan günleri Ankara Dedeman Oteli'nin giriş katındaki büyük salonda" sağın hemen bütün ağır topları ve Pazar günü öğleden sonra Özal konuşacaktı.

Ben de dinleyiciler arasında Prof. Şaban Karataş' la beraberdim.

Özal' ı ilk defa görüyordum. Bende mütevazi ama iddialı bir adam intibaı bırakmıştı. Salona girerken arkasında öyle ordu gibi bir kalabalık falan yoktu. Tek başına geldi, ön sıralarda boş bir yere oturmadan önce, Demirel'le, Çağlayangil'le, Bayar'la, Aydınlar Ocağı'ndan profesörlerle tokalaştı.

Teksir metni elimde olan Özal'ın konuşmasının başlığı neydi biliyor musunuz?

"Kalkınmada Yeni Görüşün Esasları"

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1938'e kadar kalkınma yolunda ciddi çabalar sarfedildiğini ama Türkiye'nin asıl 1950' den bu yana bir kalkınma hamlesi içinde olduğunu' belirten Özal, sola karşı sert eleştiriler yöneltiyordu. Anarşi deyince herkesin özellikle' sokak anarşisi'ni düşündüğü o ortamda Özal, 'fikir anarşisi'nden söz ediyordu ve sağı eleştiriyordu :

'Solun karşısında onların her zaman ekseriyette olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama ne yazık ki, belki de uzun zaman iktidarda olmak ve devamlı memleket için birşeyler yapmak durumunda olanlar ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme konularında fikir geliştirmesini layıkıyla yapamamışlardır. Hatta, solun parçalayıcı ve dağıtıcı tuzaklarına sık sık kapıldıkları görülmüştür. "

Ve devam eden cümle:

'Bu raporda Yeni Görüş adı altında özellikle ekonomik kalkınma üzerinde, solun karşısında sağlıklı ve kendi içinde tutarlı düşünceler ve fikirler ortaya atılmıştır.'

Yani, Türkiye'de öteki anarşilerle birlikte fikir anarşisi vardı, sağ kanat fikir üretemiyor, hatta solun, 'parçalayıcı ve dağıtıcı tuzaklarına' sık sık kapılıyordu, 'Yeni Görüş'le ortaya 'tutarlı düşünceler ve fikirler' atılıyordu.

Sırf 'fikir' olsun diye mi?




 

 Geri

İleri