8

334

335

alışılmış bir Cumhurbaşkanlığı şablonu var. O şablona ben pek uymuyorum, Cuma namazlarına her hafta gideceğim."

Gitti de... Mahalle aralarındaki camilerde, halkın arasına karışarak, onlarla birlikte Kıble'ye durdu, onlarla birlikte secdeye vardı. Namaz kılarken yanıbaşında olanlar bile onun Cumhurbaşkanı olduğunu farkedemediler. O kadar sade, o kadar gösterişsizdi.

Özal, Hac'ca da gitti, alenen namaz da kıldı, Kuran da okuttu, Nakşibendi türbesini de ziyaret etti. Laik sisteme inanıyordu. Ama devletin, dini tahakkümü altına almasına ve Allah ile kul arasında duvar girmesine karşıydı. Buna kendi hayatında da izin vermedi. "Laiklik fertler için değil devlet içindir. Ve ben bir Müslümanım, İyi bir Müslüman" diyordu.

Gazeteci Hadi Uluengin'e göre, "İnançlı bir Müslüman kimliği sergileyen Özal, din-devlet ilişkisindeki yeni dönüşümün de öncülüğünü yaptı. Yine devrim gerçekleştirdi. Cumhuriyet Türkiye'sine damgasını vurmuş olan ve dini devlet tahakkümü altına alan 'laikperest tabuyu kırdı. Gerçek anlamda laikliği sergiledi." (1)

Kişiliği İslam'ın engin hoşgörüsüyle yoğrulmuştu. Alçakgönüllüydü. İslam'ı kişisel hayatının kaynağı, dayanağı yapmıştı. İslam'a karşı sevgi ve saygı doluydu. Dinî konularda çok hassastı.

Gazeteci Servet Kabaklı anlatır :

"Buhara'ya 10 kilometre mesafede, Büyük İslâm âlimi, Silsile-i Aliye'nin altın halkası Behaaddin Nakşibend Hazretleri'nin huzurundayız... Camide kılınan ikişer rekâtlık mescid namazı... Cumhurbaşkanımız mihrabda secdeye kapanıyor... Sol yanında Mücahid Ören, sağ yanında sırdaşı-gönül dostu İmam Hatip Muhtar Abdullah... Musa Öztürk'le birlikte tam arkasında saf tutmuşuz.

O yüce makamda, dışarıda büyük kalabalık, biz camide iki parmaklarıyla sayılabilecek cemaat... Selamlarken ağlıyor Cumhurbaşkanımız, hepimiz ağlıyoruz. Enver Ağabey'in emaneti, 'gül yanında kalmış' tesbihimi uzatıyorum. Çektikten son-

(1) Hürriyet Gazetesi, 23 Nisan 1993.

ra ovucuma koyuyor okşarcasına... Eller Allah'a açıldığında, gözyaşları yağmur gibi süzülüyor. Dergâh için bağışlar yapılırken, yüzündeki mutluluk ifadesini görmeliydiniz. Mücahid Ören'in elinden 20 bin dolarlık bağışı kaparcasına alışını ve Muhtar Abdullah Hoca'ya verişini görmeliydiniz. Çok ama çok mutlu görünüyor Cumhurbaşkanımız...

Dergâh kapısında yanımda getirdiğim poşete toprak dolduruyorum ovucumla... Soruyor:

-Ne yapacaksın o toprağı ?

-Bir kısmını Hafize Ana'nın toprağına dökeceğim.

-Allah senden razı olsun. Biraz çok al o topraktan lazım olacak.

-Allah geçinden versin efendim.

Cevap mı?

Buruk bir tebessüm." (1)

Turgut Özal'ın dinî hayatım, manevi dünyasını iyi bilenlerden biri de, Devlet eski Bakanı Cemil Çiçek'ti. Çiçek'e göre, "Özal genellikle ekonomi konuşurdu. Ekonomi konuşulunca, sanki bütün müktesebatı, hayatı ekonomi ile geçiyor, ekonomi konuşuyor, ekonomi okuyor gibi yanlış imaj oluştu. Hatta vefatını müteakiben televizyonlarda yapılan yayınlarda da Özal'ın sadece -altyapı yatırımlarını yaptığı, dışa açıldığı döviz meselesini çözdüğü gibi- faaliyetlerinin daha çok maddi yönleri, iktisadi yönleri gündeme getirildi. Halbuki onun bir de öbür dünyası vardı. İnanmış insandı. Ama bunu pek dışa vurduğunu da sanmıyorum. Birçok siyasetçiden farkı, yaptığı herşeyi inanarak yapmış olmasıydı. Mesela, foto muhabirleriyle Cuma namazına gitmezdi. Her zamanki gibi giderdi. Ama basın, olay olur, bir haber yakalarız diye peşine takılırdı."

Cemil Çiçek, uzun konuşmamız sırasında, Özal'la ilgili birçok anısını anlattı:

"1989 mahalli seçimleri yapıldı. Seçimlerde büyük bir yenilgi aldık. Oylarımız büyük ölçüde düştü. Çok iyi çalıştığımız

(1) Türkiye Gazetesi, 18 Nisan 1993.

 Geri

İleri