8

330

331

milleti bir daha geriye dönmeyecek. Çığ gibi büyüyen bir nesil var" diyordu.

Ancak, bu çığ gibi büyüyen nesilde herkesin bilgisayar kullanımını öğrenmesi gerektiğini söylüyordu. Bu da televizyonla yapılmalıydı. Türk televizyonları bilgisayarların nerelere girdiğini, ne gibi kolaylıklar getirdiğini, bunu bilenler tarafından hazırlanacak programlarla halka anlatmalıydı. Kendisi 65 yaşında bilgisayar kullanmayı öğrenmişti. Kardeşi Yusuf Bozkurt Özal, Özal'ın bilgisayar tutkusunu anlatırken, "Bu konuya vakıf olduğum için, beni çağırırdı. Bilgisayarın başında saatlerce, bazen sabaha kadar vakit geçirdiğimiz olurdu. O kadar ayrıntılı bir şekilde öğrendi ki, ben bile hayret etmiştim" der.

Özal, bilgi toplumuna geçişin eğitime modern teknolojinin girmesiyle mümkün olacağı görüşündeydi. Okullarda bilgisayarlı eğitim diye yıllarca ısrar etmişti. "Maalesef 3-4 tane Milli Eğitim Bakanı geçirdik. Şimdiye kadar bu meseleyi çok ciddi ele alıp götüremediler" diye yakınıyordu. Belki Milli Eğitim Bakanlığı'nın bürokrasisinde yanlışlık vardı. Ama bu işin yürümesi zorunluydu. "Hatta bir tabirim var, gözünü-kafasını yara yara yapmamız lâzım. Hatadan geriye dönülebilir. Yanlış yaptığınızı görüp, düzeltirsiniz. Ama hiç başlamazsanız birşey yapamazsınız" diyordu.

Eğitimde bilgisayarlı, audio-vizual eğitime büyük önem verirken, özellikle en iyi öğretmenlerin gönderilemediği yerlerde bunların çok daha önemli olduğunu söylüyordu.

Ona göre, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, yazılım meselesiydi. Soft Ware (yazılım), çağımızda fevkalade önemli konuydu. Bu şirketlere daha iyi destek yolu bulunmalıydı.

Özal, 21. yüzyılın yüksek teknoloji ve bilgi çağı olacağına inanıyordu. 1980'li yıllarda başlayan teknoloji ihtilali, başta elektronik ve biyoteknoloji olmak üzere bilimde sağlanan başdöndürücü gelişmeler, insanoğlunun beyin gücünü daha iyi kullanmasını sağlayarak önüne inanılmaz sonsuzluk açmaktaydı. 21. yüzyılı şekillendirecek olan hizmet sektörü daha yetenekli, daha bilgili insana ihtiyaç gösterecekti.

"Değişim ferdin kendisinden başlayacaktır" diyen Özal, ileri ülkeler arasına girebilen milletlerin, bu değişimi ger-

çekleştirebilen, insanını 21. yüzyılın gereklerii doğrultusunda eğitebilen milletler olacağını söylüyordu. Türkiye'nin bundan böyle hedefi, binlerce kişinin çalıştığı devasa tesisler değil, bilgi çağının arkasında kalmayacak insan yetiştirmek olmalıydı.

Yüksek teknolojiye bir an önce geçebilmenin en kestirme ve en sağlıklı yolu, insanların ihtiyaç duydukları bilgileri en iyi şekilde ve en kısa zamanda emirlerine amade kılan sistemlerin geliştirilmesiydi. Sadece üniversitelerimize, eğitim kuramlarımıza değil, bütün insanlarımızın emrine kütüphaneler, bilgi bankaları gibi en modern sistemleri sunmak, Batı'nın ileri ülkelerinin bilgi ağlarıyla bütünleşmek zorundaydık. Mevcut yüksek teknolojiyi mutlaka dışarıdan getirmeliydik. Bulunan bir şeyi yeniden keşfetmeye gerek yoktu ama keşfedilen şeylerin üzerinde ileriye gitmek imkânı vardı. Türkiye, bilgi çağına ve bilgi toplumuna ancak bu yolla sıçrama yapabilecekti.

21. yüzyıla doğru yol alınırken, dünyanın çehresini değiştiren insanlığa, tıpta, eğitimde ve günlük yaşantısında yepyeni boyutlar açan asli unsur, yüksek teknolojiydi. Türkiye, dünyayı değiştiren bu yüksek teknoloji çağını bir an önce yakalamak zorundaydı.

Dindarlık, Laiklik ve Dinde Reform

"Sabah namazıydı. Sağa dönüp selam veriyordum ki, baktım arka tarafta Cumhurbaşkanı Özal duruyor. Titrediğimi hissettim. Namaz bittiğinde hemen dönüp elini öptüm, hıçkıra hıçkıra ağlayarak... Sonra beni cemaat takip etti. Yanında da Devlet Bakanı Cemil Çiçek vardı. Sessizce gelip, camide sabah namazı kılan bir Cumhurbaşkanı... Aman Allah'ım, şükürler olsun sana." (1)

Bursa'daki Emir Sultan Camii imamı, bu olayı her anlatışında titrer, heyecanlanır.

Olayı bir de Devlet eski Bakanı Cemil Çiçek'ten dinleyelim :

(1) Ayhan Katırakara, Türkiye Gazetesi, 19 Nisan 1993.

 Geri

İleri