8

320

321

ginç ve süratli gelişmeler olmaktadır. Türkiye'nin bütün bunları izleyebilmesi için ekonomisiyle, dış politikasıyla dışa açık politikaları sonuna kadar götürmesi ve cesaretle uygulaması gerekmektedir."

Özal sadece bölgesel işbirliğine değil, dünyanın neresinde olursa olsun her türlü uluslararası işbirliklerine de hazırdı. Mesela Amerika, Meksika ve Kanada arasında oluşan NAFTA'ya dahil olmayı bile düşünüyordu.

Amerika ve Avrupa ile olduğu kadar Uzakdoğu ile de ilişkiye geçmenin yollarını arıyordu. Japonya'ya bu amaçla gitmişti. Yeni Zelanda'yı ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı'ydı. Ömrü yetseydi 4 Mayıs 1993'de Çin, Hong Kong, Endonezya ve Maldiv Adaları'na gidecekti.

Özal her yerde vardı. Uzakdoğu'da, Ortadoğu'da, Amerika'da, Avrupa'da, Avustralya'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da ve Orta Asya'da... Ayak basmadık yer bırakmak istemiyordu. "Gezip görmek lâzım" diyordu. Gezilerinde kalabalık bir gazeteci, işadamı ve bürokrat ordusunu beraberinde götürüyor, onların da gezip görmelerini ve dünyaya açılmalarını sağlıyordu. Tabii Özal'ın her gezisinin Türkiye'nin tanıtılmasına büyük katkısı oluyor, her gezi sırasında yeni ilişkilerin ve dostlukların temeli atılıyordu.

Bülent Akarcalı, dış politikaların oluşturulması ve uygulanmasında Özal'ın en yakın yardımcılarından biriydi. Özal'ın kendine özgü dış politika stili konusunda acaba neler söyleyecekti?

Akarcalı'ya göre, "Özal, dış politikayı bizzat yapan ve yürüten Başbakan konumundaydı. Bu, yalnız onun kişiliğinden değil, tecrübesinden, yabancı dili çekinmeden kullanmasından ve insan ilişkilerindeki sıcaklığından kaynaklanıyordu. Ayrıca Özal, dış politikayı sadece diplomatların veya kısmen askerlerin değil siyasetçilerin, seçilmiş insanların yürütmesinden yanaydı. Bu amaçla, çok erken bir tarihte, 1985'de, Anavatan Partisi'ni Avrupa ve Uluslararası Demokratlar Birliği'nin üyesi yapmıştı. Böylece Turgut Özal, devlet ilişkileri ve devlet platformu dışında, tamamen siyasi parti bazında Batı'nın liderleriyle, üst düzey yöneticileriyle tanışma imkânını bulmuştu. "

Akarcalı, anlatmaya devam eder :

"Bunları bizzat ben yaşadım. Ben organize ettim. İşte Jack Chirach, Thatcher, Mitçotakis, Helmuth Kohl vs...

Turgut Bey kıvrak zekâsı, bilgi ve becerisi yanına uluslararası denklemin bilinmeyinlerini de katma imkânını buldu. Ve uluslararası denklemi rahat çözen insan haline geldi. İçende yaptıklarına dışarıda yaptıkları da eklenince dünyanın belli başlı liderleri Turgut Özal'ı da aralarına almak zorunda kaldılar. Ve Turgut Özal, ikinci etabında, Bush'undan Thatcher'ına, Thartcher'ından Kohl'üna, Jack Chirach'ına kadar bütün liderlerin, görüşünden yararlandığı, görüşüne önem verdiği bir Cumhurbaşkanı oldu. Her ne kadar o sıralarda Türkiye'de kimi yazarlar, kimi kişiler Turgut Özal'ın o telefon diplomasisini küçümser oldular ise de, zaman Özal'ın ne kadar haklı olduğunu gösterdi."

Özal'ın dış politikasını iyi bilen ve yakından izleyenlerden biri de dış politika yazarı gazeteci Cengiz Çandar'dır. Çandar, Özal dış politikasının temel dayanakları ve temel tercihlerini şöyle anlatır :

"1. Türkiye, bir imparatorluk bakiyesidir. Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısıdır. Dolayısıyla, eski Osmanlı coğrafyası Türkiye'nin doğal ilgi alanına girmektedir ve Türk dış politikasının birinci hareket eksenidir.

2. Türkiye, Osmanlı mirasçısı olduğuna göre, Osmanlı Devleti'ni güçlü ve dayanıklı kılan dokunun ne olduğunu bu arada söz konusu dayanıklıkta önemli rol oynayan Osmanlı diplomasisinin esaslarını kavramalıdır.

3. Osmanlı İmparatorluğu'nün yıkılışında en önemli sebeplerden biri, uluslararası ticaret yollarının dışında kalması ve son döneminde denizgücü yerine bir kara gücü ile (Almanya) ittifaka bel bağlamasıdır. Oysa uluslararası ticaret çağında -ki 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl böyledir- deniz güçleriyle ittifak anlamlıdır.

4. Buradan hareketle, Özal Amerika Birleşik Devletleri ile ittifakı, dış politikasının temel ekseni saymıştır.

5. İçinde bulunduğumuz çağda toprak genişlemesi siyaseti hem gereksiz, hem de anlamsızdır. Zira, toprak genişlemesi

 Geri

İleri