48

318

319


olarak sayıyor. Biz ise aksine kendimizi küçük görüyoruz. Bir türlü meseleler karşısında birlik kuramıyoruz" diyordu. (1)

Özal'ın güçlü diplomat yanı da vardı. İnandırıcı ve ikna ediciydi. Karşısındakini iyi dinler, an1aı:ı ama sonuçta kendi görüşlerini ve isteklerini kabul ettirirdi. Oza1'ın bu yanıyla ilgili olarak, Avrupa Topluluğu yürütme organı sayılan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Claude Cheysson'un anlattıkları ilginçtir. Fransa'nın eski Dışişleri Bakan!. olan Cheysson, 1983 seçimlerinden sonra Başbakan Turgut Özal'ın Brüksel gezisi sırasında kendisiyle yaptığı görüşmeyi gazeteci Mehmet Ali Birand'a şöyle anlatır:

"Kapı açıldı ve içeri şişman, kısa boylu, çirkin bir insan girdi. Biz, tam takım hazırdık. Aramızda bakıştık. Konuşmaların ilk beş dakikası nezaket sözleriyle geçti. Arkasından Özal bize Ortadoğu'yu, Amerika'yı ve Türkiye'yi anlatmaya başladı. Öylesine ilginç saptamalar yapıyor, öylesine etkili sözler söylüyor ve öylesine etkili bir bakışla gelişmeleri anlatıyordu ki, biz donup kaldık. On dakika önce kapıdan giren şişman, kısa boylu o adam gitmiş ve yerine bütün odayı dolduran bir başka adam gelmişti. O günü hiç unutamam. Turgut Özal bu toplantıdan sonra AT Komisyonu'nun sözlerine en çok inandığı lider oldu." (2)

Özal bu yeteneği, karizması ve vizyonuyla Türkiye'ye yeni ufuklar açtı. Türkiye'yi dünya ölçeğine taşıdı. Komünist sistemin çöküşünden sonra Türkiye'nin stratejik öneminin bittiği İlan ediliyordu. AT Dönem Başkanı İtalyan Dışişleri Bakanı Michelis, "Türkiye'nin Avrupa'da işi yok" diyordu. Özal, Körfez Krizi ve Savaşı sırasında öyle bir politika izledi, öylesine inisiyatif kullandı ki, Türkiye'nin" bölgesel güç" olarak daima söz hakkı ve sahibi olduğunu herkese gösterdi. Avrupa ve Amerika, Leninist sistemin çöküşünden sonra Türkiye'nin stratejik öneminin azalmadığı aksine arttığı gerçeğini Özal sayesinde kavradı. Gazeteci Murat Yetkin" Ateş Hattında Aktif Politika" adlı kitabında der ki :

"Uluslararası planda inisiyatif kullanmayı esas alan politikalara Cumhuriyet'in kuruluşundan beri hiç başvurulmamıştı.

 

(1) Sami Kohen, Milliyet Gazetesi, 20 Nisan 1993
(2) Milliyet Gazetesi, 20 Nisan 1993




 

 


Türkiye, Cumhuriyetin kurulmasını takip eden yıllardan sonra bir daha bölgesinde siyasi bir özne olmayı başaramamıştı. "

Özal işte bu yanlışı ve alışkanlığı değiştirerek, Türk dış politikasına da damgasını vurdu.

Onun geniş ufuklu dış politikasının boyutlan Amerika'dan Japonya'ya, Avrupa'dan ve Balkanlar'dan Kafkasya ve Orta Asya'ya, Karadeniz'den Ortadoğu'ya kadar uzanıyordu. Atatürk gibi o da "Bölgesel İşbirliği"ne önem veriyordu. Barış Suyu Projesi, Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİB), İran ve Pakistan'la birlikte gerçekleştirilen ve daha sonra bazı Türk cumhuriyetlerinin de katıldığı ECO, Özal'ın bölgesel işbirliğini amaçlayan dış politikasının yaratıcı, başarılı ve somut örnekleriydi.

Özal'ın dış politikasının temel ilkelerinden birinin" Bölgesel işbirliği" olduğunu Yusuf Bozkurt Özal da vurgular. Yusuf Bozkurt Özal'a göre, "Karadeniz Bölgesel işbirliği Projesi bu bakımdan büyük ve önemli bir projedir. Özal yaşasaydı, Türkiye bugün sadece iç politika ile meşgul olmazdı. Geri kalmışlıktan, orta seviyedeki bir ülke konumundan; dünyadaki bütün dengeleri hesap eden, Büyük Okyanus'tan Atlas Okyanusu sınırına kadarki bölgede bütün meselelerle uğraşan, bölgesel işbirliği içinde olan bir ülke konumuna gelirdi."

Hüsnü Doğan'a göre de " Özal, dış politikaya çok farklı bakardı. Türkiye' de çok uzun yıllar dış politikalar dar kalıplar içinde yürütülmüştü. Özal dış politikaya cesaret ve basiret getirmişti. "

Doğan, Özal'ın dış politikayı çok yönlü götürmeye çalıştığım belirtir ve şöyle der.

"Ortak Pazara tam üyelik için müracaat Özal zamanında yapıldı. Karadeniz Ekonomik işbirliği Projesi Özal tarafından hayata geçirildi. Etrafımızdaki ülkelerle ilişkilerin daha iyi bir hale gelmesi için çok gayret sarfedildi. Birleşik Amerika ile iyi ilişkiler kurulmaya ve mevcut ilişkiler geliştirilmeye çalışıldı. Bütün bunların ötesinde meselelere çok yönlü bakıldı. Günümüzün en muteber kavramlarından biri 'globalleşme', 'küreselleşme' dir. 2000'li yıllara giderken dünya ekonomisinde şüphesiz ki çok önemli gelişmeler olmaktadır. Teknolojide çok il


 

 Geri

İleri