8

316

317

Kişisel dostluklara da önem veren ve bu dostlukların ülkelerarası ilişkilere de yansıyacağına inanan Özal, ABD eski Başkanı George Bush'la dostluğunu aileler düzeyinde geliştirmişti. Bush Özal'a "Biraderim Turgut" diye hitap ediyor, Özal'ın yakın şahsi dostlarından biri olan İngiltere eski Başbakanı Bayan Margareth Thatcher, Özal'a takdir ye hayranlığını "Ben de Özal'cıyım" sözleriyle açıklıyordu. Özal son Houston seyahatinde, ABD Başkanlığına yeni seçilen Clinton'la ilk görüşen liderlerden biri olmuştu.

Özal, ABD faktörünü gözardı eden veya yeterince önemsemeyen bir dış politikanın yararlı ve başarılı olacağına inanmıyordu. ABD tek süper güçtü ve onunla iyi ilişkiler içinde olmak her ülkenin çıkarınaydı. Serüven veya ucuz kahramanlık peşinde koşup ABD ile dalaşan, onun gücünü gözardı eden, kaybederdi.

Dünyadaki güç dengelerinin çok iyi bilinmesi gerektiğini söyleyen Özal'a göre, bugün dünyanın herhangi bir yerinde bir problem olsa, ABD müdahale etmediği taktirde oraya kimse müdahale edemezdi. Buna Körfez Savaşı'nı ve dağılan Yugoslavya'yı örnek gösteriyordu. Avrupa, Körfez Savaşı'na karışmamış, Özal'ın deyimiyle ancak ABD'nin kuyruğuna takılmıştı. ABD, Yugoslavya işini önce Avrupa'ya bırakmış, Avrupa ise yüzüne gözüne bulaştırmıştı. Bosna-Hersek sorununun ana nedeni Avrupa'nın yanlış tutumuydu. Slovenya ve Hırvatistan'ı tanımış, Bosna-Hersek'i tanımamışlardı. Bosna-Hersek zorunlu olarak kendi bağımsızlığını ilan edince de savaş çıkmıştı. Ama ABD başı çekmediği için, onun kuyruğuna takılmaya alışık olan Avrupalılar, askeri müdahaleye yanaşmıyorlardı.

Dünyadaki güç dengelerini iyi kavrayan Özal, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra tek süper güç haline gelen ABD ve Avrupa'daki en yakın müttefiki ingiltere ile Türkiye arasındaki ilişkilerde tarihin en sıcak ve en parlak dönemini başlattı.

Özal, Washington'la ilişkiler kadar AT'nun merkezi Brüksel'e de önem veriyordu. Dışişlerinde güvendiği isimleri Washington, Brüksel ve Atina'ya Büyükelçi atayarak, bu üç merkezi dış politikanın sacayağı haline getirdi.

Dış politikada da cesur ve pervasız olan, ama bu cesaret ve

pervasızlığını "hesaplı riziko" kriterine dayandıran Özal, Türkiye'nin tanınmasını ve dışta saygın bir ülke olmasını da sağladı. Dünyanın çeşitli yerlerindeki insanlar Özal sayesinde Türkiye'nin adını duydu ve Türkiye'yi tanıdılar. Televizyon istasyonları, radyolar ve gazeteler, Ozal sayesinde Türkiye ile ilgili yayınlar yapmaya, programlar hazırlamaya başladılar. Ozal, medyanın gücünü iyi kullandı. Zaman zaman yaptığı sivri çıkışlarla, özellikle Körfez savaşı sırasında karizmasını ön plana çıkararak, sürekli kendisinden, dolayısıyla Türkiye'den söz edilmesini sağladı. Körfez Savaşı sırasında ABD Başkanı Bush'un fikirlerine değer verdiği ve önemli konuları sürekli danıştığı lider olarak, uluslararası boyuta çıkmayı ve uluslararası liderler arasına girmeyi başardı.

Özal'ın, Türkiye ve Yunanistan karşılıklı olarak birbirlerinin vatandaşlarına vize uygularken, "Yunanlılardan vize istenmeyeceğini" açıklaması da, ülkesindeki Türk azınlığa jenosid uygulayan Bulgaristan'ın eski Devlet Başkanı Todor Jivkov'a "Bulgaristan'daki bütün Türkleri kabule hazırız" diyerek meydan okuması ve arkasından kapılan açması da, İrak'ta Saddam ordulannın önünden kaçan 200 bin Kürt'ü topraklarımıza kabul etmesi de, ulusal ve uluslararası alanda büyük yankılar uyandıran cesur ve pervasız girişimleriydi.

Ama hepsinde de "ihtiyatlı riziko"rmn gözardı edilmediği sonradan anlaşıldı. Zira Türk-Yunan ilişkilerinde eski gerginlik kalmayacak, ülkesindeki Türkleri zorla sınırdışı ettiği için Bulgar ekonomisini çöküntüye uğratan Todor Jivkov devrilecek, Saddam'dan kaçarak Türkiye'ye sığınan ve ölümden kurtulan 200 bin Kürt bir süre sonra topraklarına geri dönecek ve Özal sayesinde gelen "Çekiç Güç" güvenliklerini sağlayacaktı.

Özal'a göre, "dış politikada büyük düşünmek ve cesur davranmak gerekir"di. Büyük devlet olabilmenin şartı büyük düşünmekti. Türkiye büyük düşündüğü ve cesur davrandığı taktirde "Bölgesel bir güç" olmaması için hiçbir neden yoktu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan tarihi fırsat iyi değerlendirilmeliydi. Bu fırsat iyi kullanılır ve hata yapılmazsa 21. yüzyıl "Türk asrı" olacaktı.

Özal, "Hatamız Türkiye'yi olduğundan ufak görmemizdir. Elalem bizi 3-4 misli büyük görüyor. Bölgemizde büyük bir güç

 Geri

İleri