8

314

315

ama sonra kendi haline bırakırdı. Bu kendi haline bırakma hali de, sonunda hep ondan yana olageldi.

Hastaneden izin alıp en yakınındaki Shopping Center'de bilgisayar mağazasına gittiği olurdu. Gazetecileri de yanında götürürdü. Tabii yayınları yakından takip ettiği için dükkâncıların hayretini çekecek kadar bilgi yüklü olurdu. 'Bu yeni ürünlerin yeni bir modeli var mı?' diye sorardı. Çok şaşırırlardı. Hatta bir gün, bir arkadaşımız, onun, masaj yapan kocaman bir koltuğa oturmasını istedi. 'Ben buna her gün oturuyorum, aldırttım, Köşkte var zaten' dedi. Dükkân sahibine bu söylendi. Dükkân sahibi 'üç ay olmadı bu bize ulaşalı, size nasıl ulaştı ?' diye hayretini gizleyemedi.

Özellikle teknik ve ekonomik konularda yeni yazılmış iddialı kitap ve yayınları hemen alırdı.

Müzakere etmekten, konuşmaktan, fikir almaktan hoşlanırdı. Ama sonuçta yine kendi bildiğini yapardı. Ama kimin ne dediğini dinlerdi. İyi bir dinleyiciydi.

Sayın Özal'ı tek başına değerlendirmek resmin bir yanını vermek olur. Özal ailesine bakmak gerekir. Özal ailesi, geçiş halindeki Türk toplumu için bir ayna, bir örnek oluştururdu. Cumhurbaşkanı tutucu diyebileceğimiz bazı davranışlarda bulunurken, eşi farklı bir davranışın modelini sergiliyordu. Ve birbirlerine karşı son derece toleranslı davrandılar. Bu anlamda Türk kocalarına, Turgut Özal'ın Semra Hanım'a gösterdiği saygı ve ilgi bir ders oldu ve öyle sanıyorum ki bu bakımdan da bir örnek olmak istiyordu. Semra Hanım'ın sigara içmesine, giyimine kesin olarak karışmazdı. Ama kendi düşüncelerinin farklı olduğunu da herkes bilirdi. Bu anlamda Türk ailelerine, eşlerine çok anlamlı, görsel bir örnekti. Çocuklarıyla, torunlarıyla olan ilişkileriyle de örnekti."

Özal'ın hayatında eşi Semra Hanım'ın büyük yeri ve önemi vardı. Hatta Turgut Bey'i Semra Hanım tamamlıyordu' denebilir. Birbirlerine büyük bir sevgi ve saygıyla bağlıydılar. Birgün ayrı kalsalar birbirlerini özlüyor, arıyorlardı.

Özal politikaya atıldıktan sonra Semra Hanım'ın ön plana çıkması önceleri yadırgandı. Fakat onun Türk kadınına çağdaş imaj kazandırma çabaları, kadınlara yönelik yararlı faaliyetleri kısa sürede takdir toplamaya başladı. Kurduğu "Türk Kadınını

Güçlendirme ve Tanıtma Vakfı" ile olumlu etkinliklerde bulundu. En azından dini nikâhlı 15 bin çifti yasal nikâha kavuşturdu.

Aktif Dış Politika

Turgut Özal, Türk dış politikasına yeni bir boyut ve yepyeni bir üslup getirdi. Geleneksel içe dönük, pasif ve aşın ihtiyatlı dış politika onun sayesinde yerini insiyatif alma yeteneğine sahip, aktif ve cesur bir dış politikaya bıraktı.

Özal, Türk dış politika tarihini Atatürk ve İnönü'nün dış politikası olarak ikiye ayırıyordu. Ona göre Atatürk'ün dış politikası pragmatik, aktif ve cesurdu, inönü ise kompleksli, pısırık, korkak, devletçi ve statükocu bir dış poltika izlemişti. Musul meselesinde diplomatik kartların iyi oynanmaması sonucu, Lozan'da masada kazanılan Kuzey Irak'taki Kerkük dahil Türk bölgesi İngiltere'ye bırakılmış, İkinci Dünya Savaşı'nda anlamsız bir denge politikası yüzünden Oniki Ada Yunanistan'a kaptırılmıştı.

Özal 1983'de Başbakan olur olmaz, İsmet İnönü'nün dış politika zihniyetini aynen devam ettirdiğine inandığı Türk Dışişleri Teşkilatı ile ters düşmekten çekinmedi. Onun dış politika anlayışı "calculated risks" yani hesaplı riziko almak, büyük düşünmek, hareketlilik ve cesarete dayanıyordu. Bu yönleriyle kendi dış politikasını Atatürk'ün dış politikasına benzetirdi.

Özal'a göre siyasi anlaşmazlıkların giderilmesi ve siyasi ilişkilerin düzeltilmesinde "ekonomik işbirliği" ile "kişisel dostluk"ların büyük önemi vardı. Amerikalılara "Bize kredi vermeyin, bizimle ticaret yapın" diyordu. Fransa ile ilişkilerin soğuk olduğu dönemde, Türkiye'deki bazı büyük projeleri Fransızlara verdiğimiz taktirde tutumlarının değişeceğini söylüyordu. Nitekim öyle olmuş, bu alanda Fransızlara bazı kolaylıklar sağlanınca Paris-Ankara ilişkileri düzelmişti. Kronik Türk-Yunan anlaşmazlığına çözüm getirmek amacıyla başlattığı Davos süreci sırasında, "Önce karşılıklı ekonomik ilişkileri geliştirelim. Ondan sonra siyasi sorunlar hallolur" yolundaki yaklaşımı, Türk hariciyesinin aksine,Türk dış politikasına farklı, yenilikçi ve değişimci bir karakter kazandıracağının ilk işaretleriydi.

 Geri

İleri