8

312

313

Özalizmin yarattığı yeni jenerasyon, artık dört yıllık üniversite eğitimini de yeterli görmüyor. Buna iki yıllık master ve dört yıllık doktora eğitiminin de eklenmesi ve en az bir yabancı dil bilinmesi gerektiğine inanıyor.

Gençler kendilerini seviyor ve kendilerine güveniyor.

Dünyayı izliyor ve yeniliklerin gerisinde kalmamaya çalışıyor.

"Evrensel değerler ve özgürlükçü bir zihniyetle yetişen ve yarının Türkiye'sinin umudu olan 'atarı' veya 'Bilgisayar kuşağı, 21. yüzyıla giderken yaşanan teknolojik devrime ayak uyduran günümüz gençliği, Özal'm eseridir." W

Özal sayesinde meraklı, araştırmacı, yenilikçi, dinamik, girişimci, dünyaya açık, kendine güvenen, kompleksiz, çağdaş değerlerle donatılmış genç bir toplum doğdu.

Türk insanı artık istemeyi, istediğini elde edebilmek için mücadele vermeyi biliyor.

Özal, Türk toplumunu çağdaş yaşama taşıdı. Çağdaşlık onun sayesinde keşfedildi. Modern otoyollar, bilgisayar, faks, dünyanın her yeriyle konuşulabilen telefon, çok kanallı renkli televizyon, süper lüks oteller, yeşil futbol sahaları, kredi kartları...

Yaşayan nesiller, Özal'm Türkiye'yi on yılda nereden nereye getirdiğinin tanığı oldular.

Onun başlattığı değişim, değiştirdiği tüketim kalıplan Türk toplumunu öylesine etkiledi ki, ölümünden sonra, Başbakanlık koltuğuna onun çizgisinde bir kişi, Bayan Tansu Çiller oturdu. Türkiye gibi Müslüman bir ülkede ilk kez bir kadının Başbakan olması, Özal'ın yaptığı zihniyet devriminin ve başlattığı muazzam değişimin bir sonucuydu.

Prof. Dr. Erol Manisalı'ya göre, "Özellikle son on yıl içinde tüketim kalıpları hızla değişen Türk toplumu, 'çaydan 'nes-cafe'ye, 'ayran'dan 'koka kola'ya, ya da pop müziğinin ABD ve Avrupa'daki çınlamalarına geçerken, bir tüketim özlemini ve açlığını da bilinçaltında gideriyordu. Hızlı kentleşme ile,bü-

(1) Cengiz Çandar, Sabah Gazetesi, 18 Nisan 1993.

büyük keyifle, "Semra, koy bir kaset, dinleyelim" derdi.

Davetlerde eşi Semra Hanım'ı kızdırma pahasına sandöviç atıştırmaya bayılırdı.

Futbol maçı izlemek için stadyuma, müzik dinlemek için gazinoya gitmekten çekinmezdi.

Focus dergisinin ifadesiyle, bir elinde Kur'an vardı, bir elinde bilgisayar.

Gazeteci Taha Kıvanç anlatır :

"Orta Asya gezisinin başı... Ankara'dan kalkan uçak Taşkent'e doğru yol alıyor. Kısa bir süre sonra Özel Kalem Müdürü Volkan Bozkır'ın bana işaret ettiğini farkediyorum. Ona ayrılan ön tarafta, solda, eşiyle kendisine ayrılan iki koltuk ve masa, sağda, Dışişleri Bakam Hikmet Çetin'e ayrılan koltuk var. Elimin boş olduğunu görünce, 'Hani Bilgisayarın?' diye soruyor.

Bilgisayar son zamanlarda en büyük tutkusu olmuştu. Kendimden biliyorum, bilgisayarla meşguliyet asla zaman kaybı değil, oynarken bile insanın düşüncelerini kıvraklaştırıyor. Çankaya'da, kendisine ayrılan köşkün ikinci katının bir bölümünü, bilgisayarlardan oluşan bir tür 'harekât odası' haline getirmişti. Uzmanlar, devletin ona yönelik özel arşivini bilgisayarlarda tutuyorlardı. O da, çıktığı her ABD gezisinde program koleksiyonunu zenginleştiriyordu. Taşkent yolunda iki yeni programı, kendisine hediye edilmiş renkli dizüstü bilgisayarında benimkinin belleğine bizzat kaydetti.

Senegal'e geldiğimizde 'mayın tarlası' adlı bir oyun programını bana tanıtmıştı. Defalarca oynadığı ustalığından belliydi ve beni yenmişti. Bu defa 'goril' adlı bir oyunu gösterdi ve tabii yine yendi. Daha yerine bile oturma fırsatı bulamadan, uçaktaki herkes, bilgisayar oyununda beni yendiğini öğrenmişti. Bu tür küçük övünmelerden zevk aldığını biliyordum.

Taşkent'teki ikinci gecemizde bir çiğköfte partisi yapmayı kararlaştırmıştık. RP Milletvekili İbrahim Halil Çelik'in yanında taşıdığı malzeme, onun kaldığı köşke taşındı. Üzerinde eşofmanıyla, çiğköfte yapılırken bizlerle şakalaştı, eski günlerinden söz açtı. Daha sonra, yemek odasında, leziz çiğköfteleri hep beraber yedik. Ankara'ya dönerken, uçakta, bir

 Geri

İleri