8

306

307

seçkinlerin topluma yabancılaşmış zarafetini, ne devlet adamlarının uzaklaştırıcı resmiyetini taşıyordu. Topluma karşı mesafesizdi, hatta korumasızdı. Türk toplumunun alaturka rahatlığını, 'olduğu gibiliği' siyasete taşıyor, kişiliğini resmiyetin arkasında gizlemiyordu. Sağlığında hiç yazılmadı ama birdenbire iyi aile babası olduğu hatırlandı. Karısıyla el ele tutuşarak dolaşması hatırlandı. Şortlu tişörtlü dolaşabilen Cumhurbaşkanı'nın ne kadar sevecen, bizden biri olduğu söylendi. Öldüğü gün devlet televizyonundan Kuran okunmaya, ilahiler söylenmeye başlandı. Kendi sağlığında olsa şeriatçı denilecekti. Toplum ancak ölümünden sonra mı Özal'ın imgesinde kendi kendisiyle barışacak, kendini sevecekti?

Uzlaşma kavramı siyasetin sınırlarının ötesinde zihinlerimizde, belleklerimizde kök salıyor, bizi kendi kendimizle barıştırıyordu. Mazimizle aramızda kopan devamlılık zincirinin halkalarını birleştirmeye çalışıyorduk. Hem de farkında olmadan birbirine düşman, birbirini küçümseyen kesimler dahi aynı uğraşının içindeydiler, zincirin farklı halkalarını ellerinde tutarak da olsa, İslami hareketler bizi Müslüman kimliğimizle, arabesk alaturkalığımızla, Kürt hareketiyle çok ulusluluğumuzla, Osmanlı nostaljisi geleneksel estetiğimiz ile barıştırmaktaydı. Turgut Özal hepimizden bir parça taşımaktaydı : Müslümandı, annesi Kürt'tü, alaturka müziği, Osmanlı şiirlerini sever, arabesk ve pop müzikten geri kalmak istemez, hem Osmanlı geçmişinde hem Batı toplumlarında bugünün sorunlarının çözümüne dayanak arardı.

80'li yıllarda Türkiye hem kendine karşı, hem batıya karşı aşağılık kompleksinden sıyrılmaktaydı. Milliyetçiliğin tanımı değişmekte, komplo teorileri, mazlum halk söylemleri kırılmakta, girişimcilik, üretkenlik, yaratıcılık temellerinde yeni bir rekabetçi milliyetçilik tanımı filizlenmekteydi. Yerlilik 'biz bize benzeriz' kısır döngüsünden kendisini sıyırmakta, bilgi toplumunun evrensel akılcı yöntemleriyle kendini sınamaktaydı.

Türkiye geleneklerini modernizmin ışığında yeniden yaratabilecek miydi? Doğu ile Batıyı çiftleştirme, mazimizle bugünü barıştırma, Müslümanlık ile akılcılığı birleştirme, hem yerli hem dünyalı olma uğraşının yaratıcı kargaşasındaydık. Kendi küçük yaşamlarımızla tarihi kesiştirebileceğimize inanıyorduk. Birbirini tanımayan insanlarla aramızda muhayyel bir cemaat duygusu oluşmaktaydı. Türkiye'de yeni bir yaşam alanı

yaratarak dünyalı olmaya doğru uzanıyorduk."

Özal bir misyon adamıydı. Misyonun "sivil ihtilalci" yanında alışılmış kalıpları ve tabuları yıkmak vardı.

O, resmi ideolojiden, devlet protokolünden, gelenekçilikten, önyargılardan giyime ve tüketim kalıplarına varıncaya kadar, hayatın her alanında, değişmez sanılanları değiştirdi, karşı çıkılmaz sanılanlara karşı çıktı, yıkılmaz sanılanları yıktı.

Onun sivilliği ve sivil modernizmi, sadece apoletti olmamasından veya apoletlileri zaman içinde kendi görev alanlarına çekmesinden ibaret değildi. Cesareti ve atılganlığı ile sivildi. Mizacıyla sivildi. Dünyaya tekdüze bakmamasıyla sivildi. Tarihin kopan halkalarını birleştirmeye çalışmakla sivildi. Çankaya'da resmi bir sıfat taşırken bile, beklenmedik anlarda halkın arasına karışmasıyla, halktan biri gibi davranması ve giyinmesiyle sivildi. Lafı yuvarlamadan dosdoğru konuşmasıyla; tarzıyla, üslubuyla sivildi. Protokol zırhının arkasına sı-ğınmamasıyla sivildi. Ferdi, devlete karşı savunması ile sivildi.

Öldükten sonra Ankara'da devlet ricalinin arasına değil, İstanbul'da sivil Adnan Menderes'in yanına gömülmeyi vasiyet etmesiyle de sivildi.

Statükoya alışmış asker ve sivil bürokrasiyi kızdırdığı oldu. Tabularla oynamasıyla, tutucuları kızdırdığı oldu. Gerçekleştirdiği hızlı değişimlerle, sağladığı serbestlikle, devletçi geleneğe bağlı olanları kızdırdığı oldu. Halka tepeden bakmaya alışmış seçkinleri, seçkincileri kızdırdığı oldu.

Bunlara aldırmadı. Atanmışların, seçilmişlerin yönetimi ve denetimi altında olması gerektiğini gösterdi. Seçkinlerin, seçkincilerin sultasını yıktı. Prof. Asaf Savaş Akat'ın dediği gibi, İttihatçıların ve Kemalistlerin merkeziyetçi ve jakoben geleneğine karşı sivil ve katılımcı siyaseti gündeme oturtan ilk lider sıfatını kazandı.

O, sıradan bir Türk'tü. Sade, yalın ve sivil... "Özalizm" dediğimiz Türk modelini, Türkiye'nin sivil dinamiklerini kamçılayarak, zihniyette, felsefede, siyasette ve ekonomide devrim yaparak yarattı.

Kimliğimizden ödün vermeden, kimliğimizi inkâr etmeden,

 Geri

İleri