8

30

31

karşısında uzun süre sessiz kalan Başbakan Demirel, sonunda, "Ben göreve getirdiğim kişiyi kimseye ezdirmem" diye kestirip atar. İlticanın DPT'ye kadar tırmandığı iddialarına, "Din ve vicdan hürriyetini irtica olarak göstermeye siyasi baskı denir" cevabını verir.

Turgut Özal, DPT'ye gerçekten takunyalıları mı doldurmuştur? Gerçekten de DPT koridorları takunyaları takırdatan, boyunlarında peşkirleri, ağızlarında duaları olan kişiler mi istila etmiştir?

Bunun cevabını, o günlerde DPT'te Özal'ın yakın çalışma arkadaşı olan Kemal Cantürk'ten dinleyelim :

"Abartılıyordu. Hele Turgut Bey için söylenenler yakıştırmaydı. Herkes biliyordu ki, Turgut Bey dindardır, cuma namazlarını kılmak için abdest alıp camiye gider. Ama öyle karikatürleri yapıldığı gibi ayağı takunyalı bir yobaz değildir. Medeni ve muhafazakâr bir insandı, çok iyi bir teknisyendi. Bazıları onun gözüne girmek için dindarlık tasladılar ve bunu ona göstermek için gösterişçi tavırlarla sergilediler. Mesela bir Selçuk Egemen vardı. CHP kökenliydi. Özal'ın gözüne girmek için takunyalarla abdest alır, her cuma namazında Turgut Bey'in yanında arzı endam ederdi. Turgut Bey böyle şeylere itibar etmez, insanları teknik yeteneklerine göre değerlendirirdi." (1)

Özal, bu saldırılardan etkilenmez. Ne tutumunu değiştirir, ne bildiği yolda yürümekten vazgeçer, ne de çalışma temposunu düşürür. DPT'yi sistem ve disipline kavuşturur. "Teşvik Uygulama Dairesi" o dönemde kurulur. Özal'ın DPT'de çalışma arkadaşlarından olan Ekrem Ceyhun, 1967'de DPT'de fazla önemsenmeyen ve en geri planda bulunan "Koordinasyon Dairesi Başkanlığı" gibi tüm kamu yatırımlarının ve planın gerçekleşmesinden sorumlu bir dairenin kamu kesiminde tek söz sahibi olması gerektiğine dair bir rapor sunar. Rapor tartışılır. Bütün daire başkanları ve uzmanlar rapora karşı çıkarlar. Raporu destekleyen tek kişi, DPT Müsteşarı Turgut Özal'dır. O, emrinde çalıştırdığı insanların görüşüne önem verir, aklına yatan önerilerini büyük bir vukuf ve kararlılıkla savunur. Mevcudu aynen devam ettirmeyi hiçbir zaman kabul et-

(1) Taha Akyol, "ANAP ve ideoloji", Tercüman Gazetesi, 23 Ekim 1988

meyen, sürekli değişim ve gelişimden yana olan insandır.

Ekrem Ceyhun'un raporu, üç gün süren tartışmalar sonunda, Özal'ın desteği ve gayreti sayesinde kabul edilir. Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, o tarihten itibaren gerçekten önemli ve başarılı işler yapar. Mesela, 1968 yılında Başbakan Demirel Birinci Boğaz Köprüsü'nün 29 Ekim 1973'te hizmete sokulması emrini verir. Yapılan planlama sonunda, Boğaz Köprüsü 29 Ekim 1973'te açılır. Beş yıl önceden beş yıl sonrası planlanmış ve Türkiye'de ilk kez programlanmış tarihte çok büyük bir eser hizmete girmiştir.

Eski DPT Müsteşarı İlhan Kesici, Özal'ı şöyle anlatır :

"Ben, ikinci müsteşarlığı döneminde DPTde uzmandım. Özal, proje anlayışını planlamaya sokmuştur. Büyük projecidir."

Büyük ikna yeteneğine sahip olan Özal, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine damgasını o tarihlerde vurmaya başlamıştır. Kemal Cantürk'ten dinleyelim :

"Özal'ın bu çalışma döneminde zamanın Dünya Bankası Başkanı R.M. Namara ile 1968 Eylül'ünde yaptığı tartışma gözlerimizi yaşartmıştı. O yıl Eylül ayı sonunda IMF ve Dünya Bankası toplantıları dolayısıyla gittiğimiz Washington'daki mutad programda yer alan Dünya Bankası Başkanı'nı ziyarette en önemli konu Ereğli Demir-Çelik Fabrikası'nın tevsi bölününün finansmanının sağlanmasıydı. Görüşmede Namara tevsi için gereksiz diyor ve kredi talebimize karşı çıkıyordu. Rahmetli eski Maliye Bakanı Cihat Bilgehan da bu görüşme sırasında son derece üzgün görünüyordu. Fakat Özal konuyu öyle güzel anlattı ve isteğimizin haklılığını öyle güzel izah etti ki, sonunda Namara tamam dedi ve eski bir demir-çelik yöneticisi olmasına rağmen Özal'ın dediğini kabul etti.

Özal rakamları çok severdi. Fakat rakamların yazılı bulunduğu kâğıtları taşıyan 'hukuk çantası'ndan hoşlanmazdı. 'Çiğ yemedim ki karnım ağrısın' der ve işi bir an önce bitirmek için vakit kaybettirici gibi gördüğü hukuk kurallarına uymak onu sıkardı. Kendisini hep ikaz ederdik. Bilhassa 933 Sayılı Teşvik Kanunu çıktıktan sonra kurallara özellikle uymasını telkin ederdik. Bizim kökenimiz Maliye müfettişliği, onunki ise mühendislik olduğu için bu konuda anlaşamazdık. Ama sonunda o

 Geri

İleri