8

294

295

miza uygun sistem de budur. Nitekim Atatürk Cumhurbaşkanı iken, Başbakan tayin etmesine rağmen, işleri fiilen kendisi idare etmiştir. İnönü de öyle yapmıştır. Başbakanlar vardır aslında ama Cumhurbaşkanı inönü onların üstünde işleri hep kendisi idare etmiştir. Turgut Bey bunu yapmaya kalktığında, karşı çıkılmıştır. Çok ağır sözler söylenmiş, Cumhurbaşkanlığı makamını yıpratmak pahasına hakaretler yağdırılmıştır."

Hüsnü Doğan'a göre ise, "Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığın aynı kişide toplanmasıyla devlet daha iyi işleyecektir. "

Hüsnü Doğan diyor ki:

"Özal, devlet yapısında köklü reformlara gitmek istiyordu. Bunların başında da Başkanlık Sistemi geliyordu. Özal, ta Başbakanlık dönemlerinden başlayarak defaatle bu konu üzerinde durdu. Israrla durdu. Münakaşa edilmesini sağladı. Daha evvel bu konuların münakaşası dahi yapılamıyordu. Bugün bunları rahatlıkla konuşuyoruz. Türkiye'de özellikle I950'li yıllardan sonra Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında bir sıkıntı vardır. Biri devletin başıdır, diğeri hükümetin... Ama daima bir sıkıntı vardır. Üstelik bu sistem verimli de değildir. Başkanlık Sistemi'ne geçtiğimizde devlet daha iyi işler hale gelecektir. O zaman Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık zaten aynı şahısta toplanacaktır. Başkanlık Sistemi dediğimiz budur. Tabii yine Meclis olacaktır. Hatta geçmişteki Meclis ve Senato olarak da düşünebilirsiniz. Yani milletvekilleri ve senatörler... Başkanlık Sistemi'nde bakanların Meclis'ten olması şartı yok. Olduğu taktirde milletvekilliğini bırakmaları gerekir. Bu, bakanların sadece Meclis'teki 400-450 kişi arasından değil, 60 milyon arasından seçilmesini sağlayacaktır. Ve devletin siyasetle daha çok iç içe olması da önlenecektir. Seçim yine demokratik olacaktır. Bugünkü seçim sistemi mi kalır, dar bölgeye mi gidilir? Önemli olan Başkanlık Sistemi'nin gelmesidir. Kabinenin Başkan tarafından kurulmasıdır.

Başkanlık Sistemi Türkiye'ye şunu da getirir : Çok ilginç bir ülkemiz var. Türkiye'de bir partinin başına geçeni millet kolay kolay yerinden kıpırdatamıyor. Başkanlık Sistemi'ne geçtiğimiz zaman kaide getireceksiniz. Bir insanın .... sene Başkan olması yerine ABD'de olduğu gibi iki dönem diyeceksiniz, iki çarpı dört, eşittir sekiz sene... Ve bu sistem dört senede veya sekiz se-

nede otomatik olarak kendini yenilemek imkânı getirecektir. Yani siyasetin o tarafına da bir çözüm getirecektir. Dolayısıyla Başkanlık Sistemi Özal'ın programında çok önemli bir yer tutar."

Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından Dr. Hikmet Özdemir'in anlattıklarına göre, Özal "İkinci Değişim Programı" çerçevesinde bir de "Özet Anayasa" taslağı hazırlamıştı. Bu özet taslakta, siyasi tercihler asgariye indiriliyor ve tamamen teknik görevler yüklenen bir devlet modeli öneriliyordu. Anayasa taslağında, Milli Güvenlik Kurulu'nun varlığına son veriliyor, ordunun yönetim üzerindeki etkinliğinin azaltılması hedefleniyordu.

Özal'ın üzerinde çalıştığı taslaklar arasında din, laiklik ve Kürt meselesi gibi konular da vardı. O, uygulamadaki laiklik anlayışının çağın gereklerine göre yeniden tasarlanması gerektiğini söylüyor, dini cemaatlere hukuki statü kazandırılması gerektiğini savunuyor ve bu konudaki tartışmaların zaman zaman Türkiye'nin önünde bir cendere haline geldiğinden yakınıyordu. "Federasyon dahil her türlü tartışmaya açık olmalıyız" diyen Özal, Kürt sorununun üniter cumhuriyet içinde çözümlenebileceğine kesin olarak inanıyordu. Özal'ın Kürt sorununa bakışı konusuna ileride tekrar değineceğiz.

"Değişim Belgeleri"

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ölümüne rastlayan günlerde hastaya giren "Değişim Belgeleri" adlı bir de kitap hazırlamıştı. Kitapta dört önemli belgeye yer veriliyor.

Bu belgeler, 1979 yılı nisan ayında Ankara'da Milliyetçiler Kurultayı'nda sunulan "Kalkınmada Yeni Görüşün Esasları", 1981 yılı kasım ayında İzmir'de yapılan İkinci İktisat Kongresi'nde Özal'ın yaptığı açılış ve kapanış konuşmaları, 1983'te Özal'ın kuruluşunu ve Genel Başkanlığını yaptığı Anavatan Partisi'nin "1983 Seçim Beyannamesi" ile Özal'ın Cumhurbaşkanı olarak Üçüncü İzmir İktisat Kongresi'nde yaptığı konuşmadan oluşuyor.

Turgut Özal'ın kaleme aldığı "giriş" bölümünde, Türkiye'nin 1923-1950, 1950-1960, 1960-1970 ve 1970-1980 devreleri ayrı ayrı inceleniyor. Kitapta yer alan belgeler üzerinde

 Geri

İleri