8

292

293

Özal, Türkiye'nin mutlaka ikinci atılım dönemine girmesi gerektiğini söylüyor, "Büyük reformlar gerçekleştirdik. 1987'den sonra bazı kusurlarımız oldu. Ama bu memlekete hizmetimiz hatalarımızın çok üstündedir. 1983'de önemli bir değişim hamlesi gerçekleştirdik. İşimiz yarım kaldı. Türkiye'nin önünde bundan sonra son üçyüz yılın en önemli fırsatı var. Riski göze almak zorundayım" diyordu.

Başkanlık Sistemi

Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın idealinde, önceki bölümde de anlattığımız gibi, ABD tipi Başkanlık Sistemi vardı. Başkanlık Sistemi'ni ilk kez Başbakanlığı sırasında önermiş, fakat yoğun tepkiler karşısında önerisini geri almıştı.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra Başkanlık Sistemi üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Özellikle Körfez Krizi ve Savaşı sırasında karşılaştığı güçlükler, bu sisteme olan inancını pekiştirdi. "İkinci Değişim Programı" çerçevesinde bir dizi konferans ve panelle, konuyu tartışmaya açmak istiyordu. Başkanlık Sistemi son kez 1993 yılı başlarında Özal tarafından yönetilen Cedid Grubu toplantısında tartışıldı. Konuşmacıların sistemi savundukları panelde Özal şunları söylüyordu :

"Başkanlık Sistemi tartışılmalıdır. Benim bu konuda biraz daha netleşmiş fikirlerim var. Tartışılsın, toplum bu konularda fikrini açıkça ortaya koysun. Çünkü tartışılmayan fikirler sanki birileri tarafından empoze ediliyormuş gibi bir his verir. Bu doğru değil. Ama bazıları daha başından karşı. "

Özal'ın Başkanlık Sistemi konusunda netleşmiş fikirleri nelerdi?

Parlamenter sistemin işlemediğine, sistemin bu haliyle tıkanık olduğuna inanıyordu. Türkiye'de büyük bir siyasi bölünme ve parçalanmışlık vardı. Bu durum uzunca bir süre koalisyonları zorunlu kılacaktı. Bu da siyasi sistemin zaaflar içinde kıvranması demekti. Siyasi bölünmüşlük ve istikrarsızlık ancak Başkanlık Sistemi ile aşılabilirdi.

Başkanlık Sistemi bizim tarihi karakterimize ve geleneğimize de uygundu.

Politikacı bakan olduğunda üzerinde siyasi baskı oluşturu-

yordu. Oysa bu insanlar üzerinde seçim kavgası olmamalıydı. Bu nedenle, bakanlar Meclis dışından atanmalıydı.

Meclis'in içinde zaten liderlerin bir tahakkümü vardı. Eğer Başkanlık Sistemi kurulursa check-balance sistemiyle Meclis'in denetimi artırılırdı.

Değişen teknoloji ve değişen uluslararası şartlar süratli karar alma ve uygulayabilmeyi gerektiriyordu. Ve Başkan hızlı karar alabiliyordu.

Yetki devri Başkanlık Sistemi'nde daha kolay oluyordu. Bürokratik engeller minimize ediliyordu.

Başkanı doğrudan halk seçeceği için, ülkenin Başkan adayı olacak kişi temel sorunlarla ilgili doğrudan çözüm üretmek ve geliştirmek zorunda kalıyordu.

Birinci turda yüzde 51'lik oy desteği alan, Başkan seçilecekti. Geniş bir halk desteğini arkasına alan "Seçilen", zor ve kapsamlı reformlara korkmadan girebiliyordu.

Ülkenin hassas olduğu konular vardı. Sözgelimi din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili rahatsızlıklar ya da Kürt meselesi... Bu ve benzer konularda halkın doğrudan seçeceği Başkan avantajlı bir ortam bulacaktı. Çünkü, Başkan adayı ve ileride Başkan, doğru tercihler yapamazsa arkasında hiçbir destek bulamayacaktı. (1)

Özal'ın Başkanlık Sistemi'ni neden istediğini Yusuf Bozkurt Özal şöyle anlatır:

"Bir kere o, parlementer sistemin iyi işlemediği kanaatine varmıştı. Biz de kendisini desteklemiştik. Başkanlık Sistemi'nin Türkiye'ye getirilmesi için çalışacaktı. Tabii bunun için Anayasa değişikliği gerekiyordu.

Bugün kamuoyunda da soruşturursanız parlementer sistemin fevkalade kötü işlediği görüşünün hakim olduğunu görürsünüz. Vatandaş Parlemento'ya bir nevi iyi gözle bakmıyor. Ben bir milletvekili olarak bunun sıkıntısını çekiyorum.

Türkiye bugün yüzde 4 veya 5'le kalkınıyorsa, Başkanlık Sistemi'nde, kuvvetler ayrılığı prensibinin iyi işlediği sistemde yüzde 10 veya 15'le kalkınacaktır. Zaten bizim ülke olarak yapı-

(1) Dr. Hikmet Özdemir, "Değişimin Kıyısında", Nokta Dergisi Özel Eki, 28 Nisan - l Mayıs 1993, sayı: 18.

 Geri

İleri