8

272

273

çevesi içinde kalmıştır. 1950'li yıllar, Türkiye ekonomisinde özel teşebbüsün saygınlığının kabul görmeye başladığı yıllardır. Ancak, ferdi, devlet karşısında imtiyazlı kılan serbest piyasa ekonomisi arayıştan güdük kalmış, 1960'dan sonra da 'planlı' diye adlandırılan bir devreye girilmiştir. Özellikle bu devrede 'devlet bürokrasilerinin milletlerin kaderine el koymaları' şeklinde ifade edebileceğim 'devletçi doktrinler' adeta tabulaştırılmıştır. Bu doktrinler ekonomik kalkınmanın mutlak koşulu olarak kabul görmüşlerdir.

1980'li yıllar ise bütün dünyada 'ortak bir kanaatler bütününden' yani devletçi doktrinlerden 'yeni bir bütüne' devletçilik karşıtı mücadeleye girişildiği yıllardır. Bu yıllar aynı zamanda kitleler çağının sona erdiği yıllardır. Mikro-enformatik ile biyo-teknolojinin birleşmesi şeklinde ifade edebileceğim teknolojik ihtilal, daha çok refah yaratabilmek için kitlelerin büyük sanayi tesislerinde, şehirlerde yoğunlaşma gereğini ortadan kaldırmıştır. Kitleler çağının sonu anlamına gelen bu gelişme bir anlamda tekil insanı bir kere daha dünyanın merkezine oturtan, bağımsızlığını iade eden gelişmedir. Bireye bağımsızlığının iadesi demek, kitleyi birey karşısında üstün kılan anlayışın, yani devleti bireyin karşısında üstün kılan anlayışın ortadan kalkması demekti.

Yeni görüşte, devlet kavramının da mutasyona uğraması kaçınılmazdı. 1979 yılında, bir tebliğimde özetlediğim gibi, yeni görüşte, bundan böyle güçlü devlet, memurları çok olan devlet değildir, güçlü devlet, harcamaları çok fakat iki yakası bir araya gelmeyen devlet değildir. Güçlü devlet, bir istihdam kapısı değildir, güçlü devlet bir mabut veya baba değildir.

Hepsinden önemlisi yeni görüşte, aslolan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır. Yani, yeni görüşte hedef, insanın, ferdin bizzat kendisidir. Ekonomik kalkınma sürecinde devlet fertle rekabete girmez, tersine ona gelişmesini, kalkınmasını kolaylaştıran akılcı hizmetleri sunar. Devlet böyle bir yapılanmaya gitmelidir.

Özetlediğim bu ilkeler, 1980'li yılların başından itibaren kapitalist dünyada sarsıcı değişikliklere neden olurken, komünizmin yıkılması ve sosyalist blokun yeniden yapılanmasını zorunlu kılmıştır.

Muhterem Delegeler,

Birinci İktisat Kongresi'nden ancak 58 yıl sonra toplayabildiğimiz İkinci İktisat Kongresi'nin yapıldığı tarihte, Kasım 1981'de, Türkiye'nin şartları neydi?

Ülkemiz askeri idare altındaydı. Türk ekonomisi 1970'li yılların sonuna doğru başlayan ve 1980'de en şiddetli safhasına giren kriz dönemlerinden birini yaşıyordu. İflas, 'boğazların hasta adamı' gibi düyun-u umumiye felaketini çağrıştıran yakıştırmalar fevkalade moral bozucuydu. Ancak, İkinci İktisat Kongresi'nin kapanış konuşmasında belirttiğim gibi, 1980'lerin başında Türkiye az gelişmiş bir ülke olarak da nitelendirilemezdi. İğnemizi, kefenemizi, çimento ve şekerimizi ithal ettiğimiz günleri geride bırakmış, bu üretimi yapacak fabrikaları kurabilecek teknolojik güce sahip olmuştuk.

İkinci İktisat Kongresinde tespit edilmesi gereken ana hedef ne olmalıydı ?

Ben bu ana hedefi İkinci İktisat Kongresi'nin kapanış konuşmasında açıkça belirttim. Bu ana hedefin muasır medeniyet seviyesi ile aramızdaki farkı kapatarak ileri devletler seviyesine yaklaşmak olduğunu söyledim.

Muasır medeniyet seviyesi ile aramızdaki farkı o şartlarda ve on yıl içinde azaltmak hedefinin çok zor, hatta gerçekleştirilmesi imkânsız bir hedef gibi görülebileceğinin bütünüyle idrakindeydim. Ancak, şunu da biliyorum ki, biz çağı doğru okuyorduk; ve çağı doğru okumak demek, Türk ekonomisini dünyadaki mukadder gelişmeleri göğüsleyebilecek donanıma kavuşturmak, dünyanın gidişatına senkronice etmek demekti.

1981 İkinci İktisat Kongresi'nde, kapanış konuşmamda bu ara hedefe en iyi şekilde varabilmek için kullanacağımız yöntemlerin, prensiplerin bir dökümünü de yaptım. Bunları özetle ifade etmek istiyorum:

l. 'Ekonominin tabii kanunları vardır. Bu kanunların dışına çıkarak nehri tersine akıtmaya çalışmayalım. Arz-talep kanununu yok sayarak, fiyat kontrolü uygulamaya çalışmak çifte fiyat, karaborsa gibi sıkıntılar yaratır. Para, döviz ve emtia fiyatlarının serbestçe oluşacağı bir ortamda ekonomik sistemleri çökerten olumsuzluklar olmayacaktır1 demiştim.

 Geri

İleri