8

270

271

piyasasının yeni bir düzene kavuşturulması, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nm kurulması, faizlerin serbest bırakılması...

1980-1989 yıllan arasında gerçekleştirilen ve değişiklikler elbette önemliydi ve önemli sonuçlar doğurmuştu ama, Türkiye 1990'lı yıllara yeni sorunlarla girmişti. Bunun temel nedeni de, devletin ekonomideki payının yeterince azaltılamaması ve KiT'lerin verimsizliğiydi. Dış ödemeler dengesinde sağlanan iyileşmeye karşılık, ekonomiyi bu kez iç borçlar zorlamaya başlamıştı. Devletin kaynak ihtiyacı yüzünden faizler çok yükselmiş, bu da sanayiciyi zor durumda bırakmıştı. Rantiye, üretken yatırımlara tercih ediliyor, hiperenflasyon tehlikesi gündeme geliyordu.

Özal, 1990'h yıllatın başından itibaren, ekonomide yeniden tıkanmanın başladığına dikkat çekiyordu. Bu tıkanmanın açılabilmesi için, ekonomide yaptığı reformların, "ikinci Değişim Programı" adını verdiği yeni bir paketle sürdürülmesi gerekiyordu.

"İkinci Değişim Programı" sadece ekonomik reformları öngörmüyordu. Devletin yeniden dizayn edilmesinden başkanlık sistemine, hukuk reformundan çevrenin korunmasına kadar bir dizi radikal öneriyi kapsıyordu.

Arkadaşlarına, "Reformları görmeden ölmek istemiyorum" diyordu.

Dolayısıyla, "Birinci Değişim Programı" bıraktığı en büyük miras, "İkinci Değişim Programı" ise vasiyeti oldu.

Özal'ın Hayalindeki Türkiye

Methodist Hastanesi'nde hayli uzun süren ameliyat sonrası nekahat döneminde, bir süredir kafasında oluşmaya başlayan "değişim" düşüncesinin ana hatlarını şekillendiren Özal, "İkinci Değişim Programına ilişkin ilk işareti, Türkiye'ye döndükten sonra, 4 Haziran 1992'de İzmir'de toplanan Üçüncü İktisat Kongresi'nde verecekti.

Özal'ın İzmir Üçüncü İktisat Kongresi'nde yaptığı ve hayalindeki Türkiye'yi de çizdiği konuşma şöyleydi:

"Değerli Devlet Başkanları, Muhterem Devlet Adamları, Sevgili, Değerli Delegeler ve Misafirler,

Sözlerimin başında bu kongreyi tertip eden, başta DPT olmak üzere bütün emeği geçenlere huzurunuzda teşekkür ediyor ve kongrenin milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor ve hepinizi bu vesileyle en derin sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türk ekonomisinin seyrini yorumlamak; önümüzdeki on seneye ilişkin beklenti, teklif ve temennilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birinci İktisat Kongresi'nin daha Cumhuriyet ilan edilmeden yapılmış olmasının bir anlamı; Cumhuriyetimizi kuranların iktisadi meselelerin önemini çok iyi kavramış olmalarıdır. Yıkılmış, harap olmuş bir ülke durumundan 'nasıl bir yol takip ederek ileri bir ülke konumuna gelebiliriz' münakaşasını başlatmalarıdır.

1923 Birinci İzmir İktisat Kongresi'nin iki temel amacı vardı : Bir, bitmez tükenmez savaşlardan bitap düşmüş memleketimizin 'milli bilanço'sunu çıkarmak; İki, Türkiye'ye dünyanın en ileri ülkeleri arasındaki tarihi yerini -müktesep hakkını- iade edecek ekonomik politikaları tespit etmek.

Birinci İktisat Kongresi'ni takip eden yaklaşık 15 yıllık dönemde benimsenen politikaların olumlu sonuçlar verdiğini; Türk ekonomisinin 1923-1938 yılları arasında ciddi gelişmeler gösterdiğini müşahade ediyoruz. Ancak, ne yazık ki, bir sonraki dönemde yani 1938-1950 döneminde ekonomik göstergelerde aynı seviyeler tutturulamamış, kalkınma yavaşlamıştır. Bu talihsiz dönüşümde hiç şüphesiz İkinci Cihan Harbi'nin yarattığı şanlar kadar, yönetimin benimsediği devletçi ekonomik politikaların da rolü vardır.

Şunu da ifade etmeliyim, devlet müdahalelerini istihdam ve büyümenin garantisi olarak görmek, sadece bize özgü bir durum değildir. O dönemde Birleşik Amerika da dahil olmak üzere Batı'daki bütün hükümetler aynı ideolojiyi birkaç nesil boyunca az çok paylaşmışlardır. Hatta, seksenli yıllara kadar partiler arası muhalefet ve münavebeler bu ortak kanaatler çer-

 Geri

İleri