8

26

27

yoruz. Altımızda masmavi, ışıl ışıl Akdeniz uzanıyor.

Bir anda pike yaptı helikopterimiz, Kız Kalesi'ne doğru hızla alçalıyor.

Özal gayet sakin.

Kalenin surlarına doğru büyük bir hızla yaklaşmaktayız.

Ne oluyor demeye fırsat kalmadan, bu kez dimdik yükseliyoruz.

Yüzüm eminim sapsarı kesiliyor.

Özal arkaya dönüp gülüyor muzip muzip.

Pilotlara talimat Başbakan Özal'dan gelmiş" (1)

Turgut Özal'ın Semra Hanım'a yaptığı muziplik, giderek karşılıklı hoşlanmanın nedeni olacak, iki gencin yüreğine düşen aşk kıvılcımı, yine Özal'ın emrivakisiyle evliliği getirecektir.

Gelin, nasıl evlendiklerini de Özal'dan dinleyelim :

"Sonra hadiseler gelişti. Yavaş yavaş konuşmaya başlamıştık. Ama hiç açılamamıştım. Bir gün, bizim daireden bir arkadaşımızın nişanı vardı. Gittim. Semra Hanım da vardı. Dayısı, şimdi Devlet Sanatçısı olan Mükerrem Berk'le oturuyordu. Bir sandalye çekip yanlarına oturdum. Konuştuk biraz. Sonra, Semra Hanım'ı dansa davet ettim. Hiç itiraz etmedi, kalktı. Bir iki dansettik. Orada kendisine evlenme teklif ettim. Hiç sesini çıkarmadı. Ben dedim ki, 'sükût ikrardan gelir.' Ertesi gün bir kutu çikolata, bir şişe likör alıp daireye gittim. Arkadaşlara ikram ettim. Ne bu dediler. Söz kestik dedim. Semra Hanım bu hareketime çok kızmıştı ama sesini çıkarmadı. İki gün sonra da, bizim daireden yaşlı bir hanımı gönderip, Semra Hanım'ın dayısı Mükerrem Bey'den istettim. Evliliğimiz böyle gerçekleşti. O günden beri ben de aşkımı koruyorum."(2)

Turgut Bey'le Semra Hanım'ın 31 Mayıs 1953'te başlayan evlilikleri, büyük bir aşk ve mutluluk içinde sürer. Hep el eledirler. Üç çocukları olur. Zeynep, Ahmet ve Efe...

(1) Hasan Cemal, "Özal Hikâyesi", Bilgi Yayınevi, Ank. 1990. s. 89.

(2) Ahmet Kamraman, "Hanedan'ın Önlenemeyen Çıkışı ve Saltanatı", Boyut Yayınlan, îst. 1989, s. 32

Çift, gerçekten birbirine çok düşkündür. Bir gün bile ayrı kalamazlar. El ele tutuşmak alışkanlığından hiç vazgeçmezler. Halkın içinde öyle dolaşırlar. Turgut Bey, kalabalıkları dalgalandıran, coşturan, onlara yeni ufuklar gösteren o etkili konuşmalarını yaparken, Semra Hanım hep yanındadır. Onun gözlerinin içine bakabileceği, onu rahatça görebileceği bir yerde... Turgut Bey konuşurken, o, gözünü kırpmadan dinler.

Semra Hanım, bir gazeteciye şunları anlatır :

"Sanki ben ona bakarsam, sanki benden güç alıyor gibi bir his. Garip birşey... Bakar zaten. Ben kendisini dinliyor muyum diye bakar. Gözleriyle takip eder. El tutuşmamız da aynı şeydir. Sanki, birbirimizden güç alıyoruz."

Bürokrasinin Zirvesinde

Turgut Özal, 1952 yılında gönderildiği ABD'den, mühendislik ekonomisi alanında çok şey öğrenerek ve İngilizcesini ilerleterek, 1953 yılında Türkiye'ye döndükten sonra, EİEİ'de çalışmaya devam eder ve Genel Müdür Teknik Müşaviri olur.

1955 yılından itibaren Süleyman Demirel'le dostluğunu ilerletmeye başlar. O yıllarda Demirel de, Özal da Ankara'da Güniz Sokak'ta oturmaktadır. Karşılıklı aile ziyaretlerine başlarlar. Ev ziyaretleri, Demirel'le Özal ve Nazmiye Hanım'la Semra Hanım arasındaki dostluğu pekiştirir.

Yıllar akıp gitmektedir.

Turgut Özal, 1959 yılında yedeksubay olarak askere gider. Askerliğini Ankara'da Ordonat Okulu'nda yapmaktadır. Ciddi, düzenli, disiplinli bir askerdir.

1960 yılında, onu çok sarsan ve üzen bir olay olur. 27 Mayıs sabahı askeri darbe gerçekleşmiş, Demokrat Parti iktidarı devrilmiştir. Bu olay ve özellikle Adnan Menderes'in başına gelenler, Özal'ı derinden yaralar.

DSİ Genel Müdürü Süleyman Demirel' de, darbeden sonra görevinden ayrılır ve askere gider. Kader onları tekrar biraraya getirecektir. Özal, yedeksubay Ordonat Okulu'nda yedeksubay öğrenci Demirel'in komutanı olur. Onun için, "En iyi öğrencimdi. Benden en iyi notları o alırdı" diyecektir.

 Geri

İleri