8

256

257

kan yardımcısı yapmış, böylece muhafazakar vitrini korumaya çalışmıştı. Partide hiçbir etkinliği kalmadığını ve Yılmazla çalışamayacağını gören Doğan, bir süre sonra genel başkan yardımcılığından istifa edecekti.

Başta Hüsnü Doğan ve Yusuf Bozkurt Özal olmak üzere, Özal'a hala bağlı olan milletvekilleri olağanüstü büyük kongrenin toplanması için imza kampanyası açtılar. Yeterli sayıda imza toplanınca, olağanüstü kongrenin 30 Kasım 1992'de yapılmasına karar verildi.

Özal, olağanüstü kongreden önce, kendisine yakın bildiği ANAP'lılan görüşmek üzere çağırmaya başladı. Lütfullah, Kayalar gibileri Köşk'e gitmemek için direnecek, Vehbi Dinçerler gibileri eşlerini yanlarına alarak Köşk'e çıkacak, Güneş Taner gibileri genel başkan adayı ilan edilmeyi şart koşacaklardı.

Özal'la birlikte yola çıkan bazı isimler Özal'dan kopmaya başlamışlardı.

İstanbul Milletvekili İmren Aykut, Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin kendini feshetmesinden sonra, Semra Özal'ın isteği ve çabalarıyla ANAP'a alınmış, 1987 seçimlerinde tekrar milletvekili seçilmesi sağlanmış, Özal tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakam yapılmıştı. Şimdi Mesut Yılmaz'la beraberdi.

Özal, Adnan Kahveci'yi oğlu gibi severdi. Milli Güvenlik Konseyi tarafından ANAP kurucu üyeliği veto edilen bu genç adamı, Başbakanlığı zamanında başdanışman yapmış, milletvekili seçilmesini sağladıktan sonra Devlet Bakanlığı'na getirmişti. Kahveci de şimdi Mesut Yılmaz'ın yanındaydı.

Ya Güneş Taner'e ne demeliydi? Özal onu aileden biri gibi yapmış, yurtdışı gezilerinde, hatta her tatile çıkışında yanından hiç ayırmamıştı. Veto yiyenlerden biri olan Taner'i daha sonra milletvekili seçtirmiş, bakanlığa getirmişti. Şimdi o da Mesut Yılmazla birlikte hareket ediyordu.

Özal'ın sınıf arkadaşı Hüsamettin Oruç, üç ay kadar önce Çankaya Köşkü'ne çıkarak Mesut Yılmaz'ı şikayet eden ye "İsterseniz derhal istifa ederim" diyen Şeref Bedirhanoğlu, Özal'ın sürekli kolladığı Cengiz Altınkaya, Malatya'dan Meclis'e girmesini sağladığı ve bakan yaptığı Metin Emiroğlu, bacanağı

Ali Tannyar, Mehmet Sağdıç, Lütfullah Kayalar, Eyüp Aşık, Ekrem Pakdemirli, Vehbi Dinçerler, Kamil Tuğrul Coşkımoğlu, Yener Ulusoy, Sudi Türel ve diğerleri... Şimdiye kadar sözünden hiç çıkmayan ve çok güvendiği bu arkadaşları için Özal, "Bunları politikaya ben soktum. Şimdi artık hiç birini tanıyamıyorum" diyordu. Geçmişte Atatürk'e, Adnan Men-deres'e yapılan vefasızlık şimdi de Özal'a yapılıyordu.

Aslında bunlar, Mesut Yılmaz'ı şanslı gördükleri için onunla birlikte hareket etmeye başlamışlardı. Kendilerini ve siyasi geleceklerini düşünüyorlardı. Tekrar milletvekili seçilebilmek uğruna, inandıklarını iddia ettikleri ideallerinden bir çırpıda vazgeçmiş, her şeylerini borçlu oldukları Özal'ı terkederek, şanslı gördükleri Yılmaz'ın safında yer almışlardı. Özal'la bir-lekte başlattıkları "1983 ruhu" ne olacaktı? Özal felsefesi ne olacaktı? Özal'ın başlattığı devrimleri kim sürdürecekti? Bunların hiçbiri umurlarında değildi. Vefasızlık belki siyasetin doğasında vardı ama bu kadarı fazlaydı.

Peki, Özal, ANAP Genel Başkanlığı'nı Mesut Yılmaz'ın elinden niçin almak istiyordu?

Yılmaz'ı politikaya sokan kendisiydi. Onu ANAP kurucuları arasına almış, Rize'den milletvekili adayı yaparak seçilmesini sağlamıştı. Yılmaz, Özal hükümetlerinin gedikli bakanlarından biri olmuştu. Önce Devlet, sonra Kültür ve Turizm, daha sonra da Dışişleri Bakanlığı görevlerinde bulunmuştu. Genel Başkan adaylığına ses çıkarmamış, hatta desteklemişti bile.

Şimdi ne vardı Özal'la Yılmaz arasında?

Gazeteci Yavuz Gökmen'e göre, "Bu iki adam hiç benzeşmedikleri için, birbirlerine tahammül etmeleri de mümkün değildi. Özal bir beyin olduğu kadar, bir duygu adamıydı da. Oysa, Yılmaz'da duygusallıktan eser bulamazdınız. Daima bir madeni cisim izlenimi verirdi; gülümsemesi bile anlıktı." W

Gazeteci Gökmen, Özal-Yılmaz çelişkisinin ayrıntılarına daha da girer:

(1) Hürriyet Gazetesi, 3 Aralık 1992

 Geri

İleri