8

248

249

Körfez Savaşı, yine kaçınılmaz olarak Birinci Dünya Savaşı bitimiyle çizilen Ortadoğu haritasında 'pandoranm kutusu'na kapatılan Kürt sorununu da 'pandoranm kutusu'ndan çıkartmıştır.

Turgut Özal, bu önü alınmaz gelişmeyi görmüştü. Bu nedenle, Irak Kürtleri'ne yönelik yepyeni ve Cumhuriyet tarihinde devrim sayılabilecek bir politikanın da önünü açtı. Bu yeni devrimci açılım Türkiye'deki Kürt sorununun çözümünü de ister istemez beraberinde getirecekti.

Özal politikası ve diplomasisi gereği Türkiye'nin Irak Kürt önderleriyle içine girdiği ilişkiler iki boyutluydu.

1- Türkiye'nin güvenliğine yönelebilecek bir tehdidi denetim altına almak;

2- Türkiye'ye karşı her an Iraktaki Bağdat rejimi, İran ve Suriye tarafından kullanılabilecek bir 'harfi, komşu ülkelerin elinden (cepte tutabilecek olsa bile) almak...

Körfez Krizi ve ardından gelen savaş, Türkiye'yi, 20. yüzyılda ilk kez bir uluslararası bunalımda 'galipler1 arasına yerleştirmiştir.

Bu olayın, asıl büyük ve tayin edici önemi, Türkiye'yi dünya ölçeğinde düşünmeye ve rol sahibi olmaya, Osmanlı İmparatorluğu'nün parlak devirlerinden beri ilk kez yöneltmesidir." W

"Kuvvet Dengelerini İyi Bilmek Lazım"

Turgut Özal, Cedit Grubu tarafından 1993 yılı başında düzenlenen ve başkanlık ettiği "Değişen Türkiye'de Siyaset" panelinde, Saddam, Körfez Krizi, su meselesi, PKK ve komşularımız, değişen Kürt siyaseti konularında görüşlerini açıklamıştı.

Özal o panelde, Körfez Krizi ve Savaşı'nın birkaç nedeni olduğunu söylüyordu. Bu nedenlerden biri, İrak'ta tek kişinin hakim olduğu bir rejimin bulunmasıydı. Herşey tek kişinin elindeydi. Bu tek kişi, hala ne ile ayakta duruyordu? Öldürerek

(1) Nokta Dergisi, 25 Nisan - l Mayıs 1993, Sayı: 18, Özel Ek, s. 33-34

ayakta duruyordu. Kendisine karşı gelebilecek hiç kimse yoktu. 1980'de Kerkük'de idamına karar verilen Türkmenleri Türkiye, Saddam'ın elinden kurtaramamıştı. Özal hatırlıyordu : 1979 yılında -aynı olay 1980 yılında da olacaktı- petrol alabilmek için gidip Saddam'a yalvarmıştık. Bize kredili petrol de vermemişti. 1980 yılında petrol boru hattının sonunda 21 milyon dolarlık petrol alacaktık. 20 milyon dolar bulabilmiştik. Bir milyon dolar eksikti. O bir milyon dolan bulabilmek için 20 gün beklemiştik. Bu yaşadıklarımızı kimse bilmiyordu.

Özal, Îran-Irak savaşında dengeli ve başarılı bir politika izlediğimiz inanandaydı. İki tarafı da incitmemiştik. Hatta ikinci boru hattını açmıştık ki, o boru hattı İran'ın aleyhine olmuştu. Irak, savaş gayretlerinin yansını o boru hattından almıştı. Başka boru hattı yoktu. Hepsi Türkiye üzerinden çalışıyordu. Bu ülke 80 milyon ton petrol satıyordu. Saddam, bütün bu iyiliklerimize rağmen, savaşı kazandıktan sonra, 1989'da Bağdat'a giden zamanın Başbakanı Yıldırım Akbulut'a 'Şimdi NATO'da da rolünüz azaldı, ne yapacaksınız?' demişti.

Özal şöyle diyordu :

"Ve 1988'de başlayarak, hemen su meselesini önümüze attılar. Yani Dicle ve Fırat meselesini... Dicle ile Fırat Türkiye'den çıkıyor. Biz onların petrolüne birşey demiyoruz. Onları susuz bırakacak değiliz ama, kalkıp da bir nevi bu benim hakkım diye neredeyse boğazımıza sarılacaktı (Saddam'ı kastediyor). Bütün Arap alemini üstümüze getiriyorlardı. Şimdi soruyorum : Beş bin tane tankı, şu kadar füzesi olan bir güç kime karsı hazırlanıyordu? Kuveyt sonrası nereye gidecekti? Bütün bunları hiç kimse düşündü mü Türkiye'de ? Yani, meseleleri beş aylık, altı aylık perspektif içinde görmeyin. Bir on sene ilerisini görün bakalım. Beş sene ilerisini görelim, nereye gidiyoruz."

Özal, PKK'nın Irak ve Suriye tarafından desteklendiğini, Saddam'ın Kürtlere ve Türkmenlere eziyet ettiğini şöyle anlatıyordu :

"PKK hikayesine gelince... Daha sıkıyönetim varken, 1980-1982 arasında, Türk ordusu onların da izniyle oraya gitti ama hiçbir şey yapamadı. Hiçbir şey elde edemedi. Hatta bizim devremizde de... Gittik oralara kadar birşey elde edemedik. Çünkü adam, bir taraftan onları gözetiyordu. Kesin söyleyeyim size : Hala da silahı onlara veren, onları besleyen İrak'taki rejimdir,

 Geri

İleri