8

242

243

işgal etmesmuen sonra, sıkıntılı ve yorucu günler geçiriyordu. Ama ne umudunu yitiriyor, ne de çalışma düzenini bozuyordu. Geniş çalışma salonunu sıkıntılı şekilde bir aşağı bir yukarı adımlarken, kendi kendine söyleniyordu :

"Özal'm yaptıklarını ve iyiliklerini asla unutmayacağız."

Özal'ın yaptıklarını ve iyiliklerini asla unutmayacak olan başkaları da var mıydı?

Hele şu batılılar.

Özal, masanın üstünü dolduran gazetelere baktı.

Uydu aracılığıyla izlediği televizyon istasyonlarının, dünyanın en büyük gazete, dergi ve haber ajanslarının Körfez krizinin başladığı günden bu yana yapmaya başladıkları yayınlan, programlan düşündü.

Ve, acı acı güldü.

iğrenç "Geceyarısı Ekspresi" filmini, Ermeni soykınmıyla ilgili sözde ve uydurma belgeselleri de bu televizyon istasyonları yayınlamamış mıydı?

Türkiye'de insan haklarının ihlal edildiği iddialannı, yine bu dergi ve gazeteler her fırsatta gündeme getirmemiş miydi?

Dünyada soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte, Türkiye'nin öneminin azaldığını öne süren de bunlar değil miydi?

Birden bire nasıl da ağız değiştirmişlerdi.

Düne kadar Avrupalı görmedikleri ve hep arka plana atmaya çalışarak horladıkları Türklere şimdi "kahraman" demeye başlamışlardı.

Yere göğe sığdıramadıklan Türkiye'ye övgü üstüne övgü yağdırıyorlardı.

Şimdi, "insan hakları konusunda Türkiye'nin mülteci yaratan değil, onlara barınak sağlayan bir ülke olduğunu, Bulgaristan'dan kovulan üçyüz binden fazla Türkü, İrak'ın zehirli gaz saldırısına maruz kalarak kaçan yaklaşık yüzbin Kürdü topraklarına kabul ettiğini" yazıyorlardı.

Şimdi, "Türkiye'nin örnek alınması gereken modern Müslüman ülke olduğunu" söylüyorlardı.

Şimdi, "Türkiye'nin elindeki silahların, küçük Yunanistan'a yapılan her yedi dolarlık yardıma karşılık stratejik Türkiye'ye on dolar verilmesini öngören yakışıksız bir kongre kararı ile sınırlandırıldığını" belirterek, Türkiye'ye yapılan haksızlıkları eleştiriyorlardı.

Şimdi, "Amerikan Senatosu'nün, zamanımızın probleminin Türk diplomatlarının Ermeni teröristlerce öldürülmesi olmasına rağmen, Birinci Dünya Savaşı sırasında çöken Osmanlı imparatorluğu dönemindeki bazı Ermeni trajedileri konusunda kararlar alınmasını" yerden yere vuruyorlardı.

Şimdi, "Avrupa Topluluğu'nun Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu, mesela 1993'ten önce ele almak 'imkansız' diyerek, karanlık bir dosyanın içine fırlatmasını" çok, hem de çok ayıplıyorlardı.

Türkiye'yi sanki yeniden keşfetmeye, Türkiye'nin önemini şimdi anlamaya ve hakkını teslim etmeye başlamışlardı.

Cumhurbaşkanı Özal, onların gerçekleri görmesini sağlamıştı.

Bazen bir musibet bin nasihattan evla idi.

Saddam'm doğurduğu musibet, kırkbeş yıldır dil dökmekten bıktığımız halde bir türlü anlatamadığımız gerçekleri, batılı dostlarımızın beynine ve hafızasına ne de güzel yerleştiriyordu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İrak'a karşı, petrol alımı yasağı da dahil olmak üzere, geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulanmasına karar vermişti.

Özal, başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının kapatıldığını açıklıyordu.

ABD Başkanı Bush, muhtemel bir Irak saldırısına karşı Amerikan birliklerine ve savaş uçaklarına Suudi Arabistan'a gitmelerini emrederken, ingiliz, Fransız ve Sovyet savaş gemileri de Körfez'e gelmişti.

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ise, dünyaya meydan okurcasına, Kuveyt'i ilhak ettiğini açıklıyordu.

Körfez krizi tehlikeli bir şekilde tırmanmaya başlamıştı.

 Geri

İleri