8

238

239

Amerikan donanmasına mensup uçak gemileri ve ağır bombardıman uçakları yola çıkmıştı bile. İrak'ın derhal Kuveyt'ten çekilmesini öngören 660 sayılı karan oybirliğiyle alan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, şimdi İrak'a uygulanacak ambargoyu görüşüyordu.

Birden bire barut fıçısına dönen Ortadoğu'da savaş tamtamları duyulmaya başlamıştı. Durum, ciddiden de öte, "va-him"di.

İtalyan "Carriere Della Sera" gazetesinin yazdığı gibi, "Bu güç duruma rağmen, yetenekleri tartışılmaz bir ekonomist ve mühendis olan Özal", hiç tereddüt etmeden harekete geçecekti.

Türkiye, bölgede demokratik geleneği olan tek ülkeydi.

Bu da, Türkiye'nin denge unsuru olduğunu ve olmaya devam edeceğini açıkça gösteriyordu.

Fırat suyu sebebiyle Türkiye'ye karşı oluşmuş gibi görünen Arap ortak tavrı, şimdi değişebilirdi.

Daha önemli gelişmeler de bekleniyordu. Türkiye, bir anda dünya gündemini belirleyen ülkelerden biri haline gelmişti.

Özal, izlenecek aktif politika ile, "Batının bir parçası" olduğunu kırk beş yıldır söyleye söyleye dilimizde tüy bittiği halde bize burun kıvırmaya devam edenlere iyi bir ders ve cevap verileceğini düşünüyordu.

Ambargonun anahtarı dahil bütün kozlar Türkiye'nin elindeydi. Türkiye'nin onaylamayacağı ve uymayacağı kararlar -kim tarafından alınırsa alınsın- ne uygulanabilir, ne de başarıya ulaşabilirdi.

Özal'ı Bütün Dünya Tanımıştı

Cumhurbaşkanı Özal, yorgunluk kahvesi yudumlarken, "Türkiye'nin önemini şimdi daha iyi anlayacaklar" diye söyleniyordu.

-Özel Kalem Müdürü Nabi Şensoy'u çağırdı.

"Başkan Bush'u bulun bana." dedi.

Özal, o zamanki ABD Başkanı Bush'la telefon görüşme-

lerini tercüman kullanmadan yapıyordu.

Özel Kalem Müdürü, ABD'nin Ankara Büyükelçiliğini'ni aradı. Cumhurbaşkanı Özal'ın Başkan Bush'la görüşmek istediğini bildirdi. Oradan, Başkan Bush'un bulunabileceği direkt telefon numarasını verdiler.

Nabi Şensoy, verilen telefon numarasını çevirdi. "Başkan Bush telefonda, Sayın Cumhurbaşkanım" dedi.

İki lider, Körfez'deki son durumun ve önceki akşam yaptıkları telefon görüşmesinden sonraki gelişmelerin değerlendirmesini yaptılar.

Özal, ABD Başkanı Bush'tan sonra, Iran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ve Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'le de tercüman aracılığıyla telefon görüşmeleri yaptı.

ABD Başkanı Bush, aynı gün, Özal'la yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak, gazetecilere şunları söyleyecekti:

"Birkaç dakika önce ABD'nin güvenilir dostlarından biri, Türkiye Cumhurbaşkanı Özal'la görüştüm. Bildiğiniz gibi Türkiye, stratejik açıdan çok önemli yerdedir. Coğrafyasının Türkiye'ye verdiği önem inkâr edilemez. Türkiye, NATO'nun sadık bir müttefiki olarak da büyük öneme sahiptir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Cumhurbaşkanı ve ben adiliği ve etkileri açısından meseleye aynı duygular içinde baktık."

Soğuk savaş dönemini bitiren dünyadaki yumuşama süreci, bir süreden beri, "Türkiye'nin stratejik öneminin azalıp azal-madığı" sorusunu gündeme getirmişti. Batıda, yeniden yapılanma süreçleri sonrasında Türkiye'yi dışlama eğilimleri başlarken, ABD Kongresi Türkiye'ye yapılan yardımın büyük ölçüde azaltılmasını istiyordu.

Ama işte gün oluyor, harman oluyordu.

Şimdi göreceklerdi Türkiye'nin stratejik öneminin azahp azalmadığını...

Ortak Pazar'a girme isteğimizi hep yokuşa sürenler, Türkiye'nin Ortadoğu ile Avrupa arasında köprü olduğunu ve batı için vazgeçilmezliğini şimdi daha iyi anlayacaklardı.

 Geri

İleri