8

236

237

Bu işten zararımız yaklaşık ikibuçuk, üç milyar dolar da olsa, "İnanılan prensipler, bazı hallerde çok daha büyük önem taşır"dı. Öyleyse Birleşmiş Milletler'in aldığı her karara harfiyen uyulacaktı.

İngiltere'de yayınlanan yüksek tirajlı "Daily Mirror" gazetesi, 13 Ağustos 1990 tarihli sayısında şunları yazacaktı:

"Cumhurbaşkanı Turgut Özal, NATO içindeki tek Müslüman ülke olan Türkiye'nin, Bağdat kasabına karşı alınan Birleşmiş Milletler kararlarının desteklenmesinde milletine önderlik etmesinden dolayı tebrik edilmelidir."

Özal'ın politikası, bütün dünyada ve özellikle batıda övgüyle karşılanırken, Türk halkına da güven veriyordu. Bir gazetenin yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, görüşüne başvurulan Türk vatandaşlarının yüzde 55. l'i Özal'ın politikasını onaylarken, yüzde 52.3'ü gelecek için kendisine güven duymaktaydı.

Cumhurbaşkanı Özal Marmaris'ten Ankara'ya dönerken, Saddam Hüseyin rejiminin uluslararası alanda tecrit edilmesi için yoğun diplomatik temaslar da başlamıştı. İrak'a ekonomik ambargo uygulanması, askeri müdahalede bulunulması veya bu ülkenin karadan ve denizden ablukaya alınması gibi alternatifler gündemdeydi.

Türkiye, bu alternatiflerin hangisinde var, hangisinde yoktu?

Özal, Çankaya Köşkü'nün giriş kapısından adımım atarken, "Bir maceraya girilmeyecek" diyordu kendi kendine.. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden çıkacak karar ve diğer ülkelerin tutumunun açıklık kazanması beklenecekti.

Özal, "İslam kartını oynayan Saddam'ın başarılı olması halinde, ne tür riskler oluşacağı"nı da biliyordu.

O sabah, her zamanki yoğun günlerden biri daha başlamak üzereydi. Özal, Körfez kriziyle ilgili politikanın yürütülmesinde, mevcut uzmanlardan başka kimlerden yararlanabileceğini tesbit etti. Bunlardan biri Kaya Toperi olacaktı. To-peri Kuveyt'te Büyükelçilik yapmıştı ve şimdi Cumhurbaşkanlığı sözcüsüydü.

Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir, daha önce Bağdat Büyükelçiliği görevinde bulunmuş, Sad-dam'la yakın dostluk kurmuştu. Saddam'ı ve İrak'ı iyi tanı-

yordu. Tatilini Türkiye'de geçirmekte olan Kandemir'den de yararlanılabilirdi.

Bir de Moskova Büyükelçisi Volkan Vural vardı. Bundan önceki görevi Tahran Büyükelçiliği'ydi. Ortadoğu ve sorunlarıyla ilgili geniş bilgi birikimine sahipti. Bazı konularda onun da bilgisine başvurulabilirdi.

Özal, yetenekli bu üç diplomatı her zaman taktir etmişti.

Cumhurbaşkanı; Başbakanla, Genelkurmay Başkanıyla, bazı bakanlarla ve ilgili uzmanlarla görüştükten sonra, toplantıya çağırdığı Milli Güvenlik Kurulu'na başkanlık etti. Toplantı biterken, "Netice olarak, dünyanın gözü bölgemizde... Temkinli olmakta fayda var" diyordu.

Özal artık harekete geçebilirdi.

İrak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan gelişmeler karşısında, aktif ama ölçülü bir rol oynayacaktı. Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanması, Türkiye'nin gücü ve öneminin bir kere daha gösterilmesi için, etkili bir şekilde devreye girmesi gerektiğine karar verdi.

O gece, ABD Başkanı George Bush'un telefonla aradığım Cumhurbaşkanı Özal'a haber verdiler.

ABD Başkanı, Özal'a "My friend", yani "arkadaşım" diyordu.

Saddam'ın Kuveyt'i işgal etmesi karşısında alınacak önlemlerin başarılı olabilmesi için, Cumhurbaşkanı Özal'ın yardım ve desteğine ihtiyacı vardı. Özal, Birleşmiş Milletler kararlan çerçevesinde her türlü yardım ve desteğin verileceğini vaadetti.

Özal, ABD Başkanı'ndan sonra, Suudi Arabistan Kralı Fahd'ı telefonla arayarak, İrak'ın Kuveyt'i işgali konusundaki görüş ve değerlendirmelerini ona da aktardı.

Telefon diplomasisi başlamıştı.

Cumhurbaşkanı, o gece geç saatlere kadar oturdu. Bir yandan CNN Televizyonu'nu izlerken, bir yandan da çeşitli kaynaklardan gelen haberleri inceliyor ve değerlendiriyordu. Olayların bundan sonra başdöndürücü bir hızla gelişeceğinin farkındaydı.

 Geri

İleri