8

232

233

Körfez ülkelerini hedef alıyordu.

Bölge ülkeleri şaşkınlık içindeydiler. Saddam hepsini hayal kırıklığına uğratmıştı. Oysa Saddam'a ve Irak ordusuna nasıl da hayranlık duyuyorlardı. Irak Devlet Başkanı bir ay kadar önce israil'i tehdit etmiş ve bu ülkenin yansını kimyasal silahlarla yok edecek güce sahip olduğunu açıklamıştı.

Duygusal Araplar, Saddam'ın tehdidini coşkuyla karşılamış, onu İsrail'e ders verecek bir kahraman ve Arap dünyasının gelecek vaadeden bir lideri gibi görmeye başlamışlardı.

Özal, Türkiye'nin yanıbaşında olup biten bu gelişmeleri dikkatle izliyor, Saddam'ın Türkiye için de tehdit oluşturmaya başladığını görüyordu.

Saddam'ın Türkiye için ergeç baş belası olacağı, dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut'un 5 Mayıs 1990'da Bağdat'a yaptığı ziyaret sırasında belli olmuştu. Akbulut, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'le yaptığı o görüşmeyi gazeteci Hulki Civezoğlu'na şöyle anlatır :

"Saddam ikili görüşmemizden kendisinden çok emin bir şekilde bana şöyle dedi: 'Nato dağılıyor. Dostunuz ABD güç kaybediyor. Güçlü devlet, çevresine söz geçiren devlettir. Artık ABD'yi kimse dinlemiyor. Size de yardım edemeyecek.' Bu sözlerinin peşinden mutlaka birşey gelecekti. Saddam Hüseyin ağzındaki baklayı çıkararak, 'Şimdi sizin haliniz ne olacak?' diye sordu..."

"... Saddam aslında mevcut olmayan bir su meselesini hatırlatıyor, bunu bahane ederek ülkemize karşı hiç de dostane sayılmayacak bir tutum takınıyordu bu sözleriyle. Sözlerinde bir tehdit vardı."

Saddam aslında zor durumdaydı. Akbulut'la görüşmesinden yaklaşık bir ay önce Suriye'nin Mısır'a yanaşması, Saddam'ı Arap dünyası içinde tecrit edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Sekiz yıl süren savaş, Irak ekonomisini çökertmişti. Mali sıkıntı içindeki ülkesini tamir için para ararken, Kuveyt bir yandan alacağını tahsil için sıkıştırıyor, bir yandan da petrol fiyatlarını düşürüyordu. Zıvanadan çıkan Saddam, saldıracak yer arıyordu. Su meselesini bahane ederek Türkiye'ye de pekala saldırabilirdi.

Cumhurbaşkanı Özal, Irak ile Kuveyt arasındaki petrol, ortak sınır, borç ve alacak konularında çıkan anlaşmazlığı görüşmek üzere Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde biraraya gelen iki ülke heyetlerinin anlaşamaması ve Irak heyetinin ikinci tur görüşmeleri beklemeden Cidde'yi terketmesiyle, Saddam'ın Ortadoğu'yu karıştıracağını anlamıştı.

Sağlık kontrolünden geçmek üzere 1990 Şubat'ında ABD'ye gittiğinde, Beyaz Saray'da Başkan Bush'la dünya ve özellikle Ortadoğu sorunlarını görüşürlerken, ona aynen şunları söylemişti :

"Saddam'a çok dikkat etmek lâzım. Ne zaman ne yapacağı bilinmeyen ve dünyanın başına her an dert açabilecek, çok tehlikeli bir adam... Ortadoğu'da ve dünyada barışı en çok tehdit eden Saddam Hüseyin olabilir gibi geliyor bana..."

Başkan Bush, Özal'ın bu gerçekçi tesbitini o zaman de-ğerlendirebilmiş miydi?

Şahsi dostlukları yanında, Ortadoğu konusundaki geniş bilgisi ve bu bölgedeki sorunlarla ilgili teşhis ve teshilleri nedeniyle, Ortadoğu politikalarını oluştururken sürekli Özal'a danışmak ihtiyacım duyan ABD Başkanı Bush, -Ki Körfez krizinin başlamasıyla bunu daha da yoğunlaştıracaktı- Özal'ın altı ay önceki bu tespiti doğrultusunda önlem almayı düşünebilmiş olsaydı; Saddam, Kuveyt'i bu kadar rahat işgal edemeyecek ve o cesareti belki kendinde bulamayacaktı.

Gerçekten de, Irak Devlet Başkam Saddam'ın bölgede ciddi bir kriz yaratarak dünya barışını tehlikeye sokabileceğini Özal'dan başka görebilen yoktu. Ne ABD Başkanı Bush, ne CIA, ne Avrupa ülkeleri, hatta ne de Kuveyt...

Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü (CIA), İrak'ın Kuveyt'i işgali konusunda Bush yönetimini "zamanında ve doğru" bilgilendirdiğim ve işgalin kendileri için sürpriz olmadığını iddia ediyordu. Bu açıklamanın inandırıcı olduğu söylenemezdi. Çünkü, Amerikan hükümet yetkilileri, CIA'nın kendilerini, Irak ve Kuveyt arasında Cidde'de yapılan görüşmelerin çıkmaza girmesi durumunda Bağdat'ın işgal hareketine girişebileceği konusunda uyardığını belirtiyorlardı ki, o zaman artık iş işten geçmişti.

Demek ki, CIA bile, Özal'ın altı ay öncesinden gördüğü ve

 Geri

İleri