8

226

227

Sovyet împaratorluğu'nun dağılması, yalnız 1991'in değil tüm yüzyılın en önemli olayı oldu. 1989 sonlarında Doğu Avrupa'da başlayan özgürlük ve demokrasi hareketleri, komünist sistemin hızla çökmesine ve yeni bir çağın başlamasına yol açacaktı.

73 yaşındaki Konstantin Çernenko'nun ölümünden sonra Sovyetler Birliği'nin başına geçen genç ve dinamik Mihail Gorbaçov, SSCB'de yürürlükte olan sistemi yeniden düzenlemekte ve toplumu bir yenilenme sürecinden geçirmekte kararlıydı. Bu amaçla 1985 baharında reform sloganlarıyla, büyük değişimlere girişti. 1986'da perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) ilkelerini açıkladı. SSCB'de sanayi ve tarımdan, tiyatro ve çevre sorunlarına bakışa kadar yaşamın tüm alanlarında başlatmayı tasarladığı reformların, sonunda kendisini de aşacak gelişmelere yol açacağını elbette tahmin etmiyordu.

Gorbaçov, uluslararası alanda ortaya attığı önerilerle, tarihin seyrini değiştirmeye kararlı olduğunu ilk yıllarda göstermişti. ABD ve öteki batılı ülkelerle ilişkilerin yumuşatılması, Çin'le ilişkilerin düzeltilmesi konularında önemli adımlar attı. Özellikle orta menzilli nükleer füzelerin karşılıklı kaldırılması ve silahlanma yarışının durdurulması ile ilgili anlaşma Doğu-Batı yumuşamasının dönüm noktası oldu. Gorbaçov, Afganistan'daki Sovyet askerlerini geri çekti. İkinci Dünya Savaşı'ndan beri Moskova'ya tabi olan Doğu Avrupa ülkelerini serbest bıraktı. Bu ülkelerdeki özgürlük ve demokrasi hareketleri büyük bir hızla gelişecek, komünist rejimlerin tarihe gömülmesiyle sonuçlanacaktı.

Batı, hazırlıksız ve şaşkındı. Sovyet toplumu dışa açılmaya başlamış, soğuk savaş dönemi bitmişti,

Gorbaçov, 1980'lerin sonunda, kendi eliyle başlattığı reformların arkasında kalmıştı. Toplumun hızlı reform isteklerine yetişemiyordu. Yenilenmesi imkânsız olan Komünist Partisi'ni hala yaşatmaya çalışıyor, parti genel sekreterliği görevinden bir türlü vazgeçemiyordu. Oysa halkın gözünde parti çoktan bitmişti.

Sovyetler Birliği ekonomik bakımdan tam bir çöküş yaşıyordu. Birlik'te yaşayan çeşitli halkların merkezi yönetimle ve birbirleriyle olan çelişkileri de su yüzüne çıkıyordu. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'deki Azatlık meydanında özgürlük is-

teyen yüzbinlerce Azeri'nin üzerine gönderilen Kızılordu tanklarının kan dökmesi, Letonya, Estonya ve Litvanya'nın bağımsızlık kararlan birbirini izliyordu. Haziran 1990'da Rus Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti de aldığı egemenlik kararı ile merkezi hükümetten kopuyordu.

Gorbaçov, cumhuriyetlerde başgösteren bağımsızlık girişimleri ve etnik çatışmalar ciddi bir gerginlik kaynağı haline gelince, 1990 yılı ortalannda, cumhuriyetlere yeni bir birlik anlaşması imzalanmasını önerdi. Bu, Sovyetler Birliği'ni kuran 1922 tarihli anlaşmanın yerini alacaktı. Yeni birlik anlaşmasıyla cumhuriyetlerin merkeze bağımlılıklarının azaltılacağı vaadediliyordu.

Halkoylamasına katılanların yüzde 76'sı birlikten yana oy kullandı. Ama reformcu kanatta yeni bir güç odağı olarak sivrilen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in güçlü olduğu bölgelerde bu oran daha düşük çıktı. Litvanya, Estonya, Letonya, Ermenistan, Moldavya ve Gürcistan referandumu boykot etti.

Bu ve arkasından yapılan ikinci birlik anlaşması, Sovyet İmparatorluğu'nu dağılmaktan kurtaramayacaktı.

Reformcu yönetimin güç kaybetmesinden yararlanan komünistler 18 Ağustos 1991'de, Kırım'da dinlenmekte olan Gorbaçov'u görevden çekilmeye zorladı, bunu kabul etmeyince de göz hapsine aldılar. Ertesi gün sağlık nedenleriyle Gorbaçov'un yetkilerini yardımcısına bıraktığı açıklandı. Fakat Gorbaçov, Moskova ile telefon bağlantısı kurmayı başararak, gerçek durumu aktardı ve görevinin başında olduğunu bildirdi. Darbeye karşı halkın gösterdiği tepkinin başına geçen Yeltsin, bazı ordu birliklerinin de desteğini alınca, 20 Ağustos'da çıkardığı bir kararname ile Rusya toprakları üzerindeki bütün ordu birliklerinin, KGB güçlerinin ve öteki güvenlik birimlerinin komutasını üstlendiğini duyurdu. ABD Başkanı George Bush da Yeltsin'e destek verdi. Darbe hareketi kısa sürede bastınldı ve darbeciler Moskova'dan kaçarken yakalanarak tutuklandılar. Gorbaçov ve ailesi 22 Ağustos'ta Moskova'ya döndü.

Darbenin ardından Baltık cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettiler. Öteki cumhuriyetlerin de aynı yönde adımlar atması ve ortaya çıkan otorite boşluğu bir anda komünist sistemin çökmesine yol açtı. 8 Aralık 1991'de biraraya gelen üç Slav cüm-

 Geri

İleri