8

224

225

Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımız için yeniden vize uygulamasına dönülmesini eleştiren muhalefete, Başbakan Turgut Özal Meclis'te, "Kapıyı kapatmadık. Bulgaristan'daki taşı oynattık" cevabını veriyor ve sözlerini şöyle tamamlıyordu :

"Açık söylüyorum : Bizim milli politikamız, Bulgaristan'daki Türklerden ne kadar isteyen varsa Türkiye'ye almaktır. Bir tek şartımız var : Bulgaristan bizimle bir göç anlaşması imzalasın."

Türkiye, ikibuçuk ay gibi kısa bir sürede ülkesine göç eden 300 binden fazla soydaşımızın bütün sorunlarını kısa sürede çözmüştü. Devlet Bakanı Prof. Dr. Ercüment Konukman'ın koordinatörlüğünde, göçmen soydaşların önce geçici iskân yerlerinde barındırılmaları, sonra sürekli yaşayacakları iskân yerlerinin sağlanması ve buralara nakledilmeleri, meslek vasıflarına uygun çeşitli işlerin bulunması, sağlık ve eğitim sorunlarının çözülmesi, gıda ve kira yardımı yapılması, yeni ekonomik ve sosyal çevreye uyumlarının sağlanması çalışmaları başarıyla yürütülmüştü.

Türkiye'yi güç durumda bırakacağı sanılan kitlesel göç olayı, aksine Bulgar yönetimini sarsmış, yoğun göç nedeniyle ortaya çıkan işgücü açığı, özellikle tarım kesiminde üretimin tamamıyla durmasına yol açmıştı.

Türkiye'nin aktif ve etkili politikasıyla Bulgaristan'ın diplomatik yalnızlığa ve zor duruma düşmesi, bu ülkede, hemen hiç kimsenin önceden tahmin edemeyeceği önemli değişiklikleri de beraberinde getirecek ve Todor Jivkov'un 35 yıllık iktidarı sona erecekti.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Devlet Bakanı Prof. Dr. Ercüment Konukman'ın 1990'da yazdığı "Tarihi Belgeler Işığında Büyük Göç ve Anavatan" adlı kitabının ilksözünde şöyle diyordu :

"İnsan haklarına ve onuruna saygılı, adil, mutlu ve güvenli bir dünya yaratmanın ortak ideal haline geldiği ve bu uğurdaki çabaların iyice yoğunlaştığı, dünyanın özgürlük ve demokrasi yolunda gerçekten akıl almaz bir süratle değişime uğradığı yirminci yüzyılın sonlarında Bulgaristan'daki Türklerin maruz

kaldıkları insanlık dışı baskı ve zulüm, ve göç sırasında yaşanan insanlık trajedisi, tarih sayfaları arasında elbette bir utanç belgesi olarak yer alacaktır.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük nüfus hareketi olan bu trajedide, tarihten gelen büyüklüğüne ve erdemine, bugün sahip olduğu gücüne yakışır, bütün insanlık için ibret teşkil eden örnek ve soylu bir davranış sergilemiştir.

Kalkınmışlığın doruğundaki ülkelerin bile altından kolay kalkamayacakları sayıdaki göçmene kapılarını tereddütsüz açarak, yüzbinlerce soydaşını sımsıcak bir şekilde ve sevgiyle bağrına basmıştır.

Bu boyutta bir göç hareketinin bu kadar kısa sürede gerçekleşmiş olmasına karşılık, en küçük bir telaş ve panik belirtisi görülmeden, hatta büyük kafileler halinde gelen soydaşlarımız sınırda bir şenlik havası içinde karşılanarak, yoğun göçün doğurduğu sorunlara dünyayı şaşırtacak bir düzen ve çabukluk içinde çözüm getirilmiştir.

Çağın utancı olan 1989 yılındaki zorunlu göç olayından Türkiye'nin yüzakıyla çıkması, gerçekten herkese parmak ısırtan övgüye değer bir başarıdır.

Zorunlu göçün başladığı günlerde, 'Biz Türkiye olarak, devlet olarak her türlü imkânı seferber edip, bu meselenin altından kalkacağız' demiştim. Dediğim aynen gerçekleşmiş, Türkiye'yi güç duruma düşüreceklerini ve utandıracaklarını sananlar yanılmışlardır. Aksine güç duruma düşen ve utanan kendileri olmuş, bu insanlık trajedisine sebep olanlar büyük bir hızla yıkılıp gitmişlerdir.

Tarih, haklı olanları hiçbir zaman utandırmamıştır."

Sovyet İmparatorluğu'nun Dağılması

Özal'ın Cumhurbaşkanlığı dünyada akıl almaz değişikliklerin yaşandığı bir döneme rastladı. Komünist sistem çöktü, soğuk savaş dönemi sona erdi, bloklar ortadan kalktı ve dünya adeta yeniden şekillendi.

Özal Cumhurbaşkanı seçildiğinde, sosyalist blok çöküş sürecine girmiş, fakat Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı.

 Geri

İleri