8

222

223

rastlantı gibi görünse de, Jivkov'un sonunun gelmesinde Özal'ın oynadığı rol inkâr edilemez.

Gerçi 1989 yılı sonlarında Polonya ve Macaristan'da başlayarak, Doğu Almanya, Çekoslavakya, Romanya ve sonunda Sovyetler Birliği'ni saran değişim rüzgârları, Jivkov'un da sonunu ergeç getirecekti. Ancak, Özal'ın Jivkov'u köşeye sıkıştırması ve uluslararası alanda tam bir yanlızlığa itmesiyle, değişim rüzgârları Bulgaristan'da tahmin edildiğinden hızlı esmeye başladı. Yani Özal'ın rolü olmasa, Jivkov bir süre daha iktidarda kalabilirdi.

Özal'ın Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı 9 Kasım 1989 günü, Bulgaristan Komünist Partisi Politbürosu'nun Todor Jivkov'u Devlet Başkanlığından düşürmesinin temelinde, orada yaşayan Türk azınlığın bütün haklarının elinden alınması, baskı ve şiddet uygulanması ve toplu göç olayı yatar.

Jivkov, ileriye dönük daha homojen bir nüfus yaratmak amacıyla 1970'den itibaren Türk azınlığı asimile etme politikasını yürürlüğe koymuş, Doğu Bloku'nda gelişen özgürlük ve demokrasi akımlarının kısa sürede Bulgaristan'da da hissedileceği ve o zaman amacına yönelik planı uygulamada güçlükle karşılaşılacağı düşüncesiyle elini çabuk tutmak istemiş, özellikle 1989 baharında planın uygulanmasına hız vermişti.

Turgut Özal, Türkiye sınırları dışında yaşayan soydaşlarımıza karşı çok duyarlıydı. Bulgaristan'daki Türk azınlığı, komünist Jivkov yönetimine elbette ezdirmeyecekti, soydaşlarımızın hak ve hukukunu sonuna kadar koruyacaktı.

Türkiye, Bulgaristan'daki Türk azınlığa yönelik baskıların durdurulması için, 1985 yılı Ocak ayından itibaren etkili girişimlerde bulunmaya başladı. İstanbul, Edirne ve Bursa gibi illerde yürüyüşler, protesto gösterileri düzenlendi. Sofya Büyükelçimiz Ankara'ya çağrılarak kendisinden bilgi alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi 20 Şubat 1985'te gizli bir oturum yaparak Bulgaristan'daki Türkler sorununu görüşüyor ve 22 Şubat'ta Bulgaristan'a bir nota veriliyordu. Türkiye sorunun görüşmeler yoluyla çözümlenmesini istiyor ve geniş kapsamlı bir göç anlaşması yapılmasını öneriyordu. Bulgaristan ise, Türkiye'nin ülkesindeki Türklerle ilgilenmesini "içişlerine müdahale" olarak yorumlayacak ve göç anlaşması önerisini red-

dedecekti.

Özal, Bulgaristan'a karşı daha aktif ve etkili politika izlenmesi talimatını verdi.

Bunun üzerine sorun, Birleşmiş Milletler Genel Ku-rulu'ndan İslam Konferansı Örgütü'ne, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansından Avrupa Konseyi'ne kadar çeşitli uluslararası platformlara götürüldü. Uluslararası girişimler yoğunlaştırıldı, Bulgaristan'ın haksız ve çağdışı tutumu dünya basın ve yayın organlarıyla herkese anlatıldı. Özal'ın sürekli çabalarıyla batılı müttefiklerimizden çoğunun Türkiye'yi desteklemesi sağlandı.

Bulgaristan tarafından yıllarca sürdürülen Türkleri eritme politikasına rağmen, benliklerini, dil, din, örf ve adetlerini Bulgaristan'ı ürkütecek seviyede korumayı başaran Türkler, 1989 başlarında, yılların birikimiyle hemen her yerde protesto yürüyüşleri ve açlık grevleri gibi pasif direnişlere başladılar. Bulgar yönetimi bu masum ve haklı hareketleri zaman zaman ateş açarak Türkleri öldürmeye kadar varan müdahalelerle, teşhis edip yakalayabildiği elebaşılarını Belene gibi kamplara sürerek sindirmeye çalıştı. Fakat başarılı olamadı.

Bulgaristan'ın Devlet Başkanı Todor Jivkov, bir yandan Türkiye'nin yoğun baskıları ve uluslararası tepkiler, diğer yandan Bulgaristan'daki Türklerin yürekli ve kararlı direnişi karşısında köşeye sıkışmıştı. Bu şartlar altında daha homojen bir nüfus yapısı oluşturma amacına yönelik çabaların başarıya ulaşma şansının olmadığını görünce de, 2 Haziran 1989 günü televizyonda yaptığı konuşmada, Türkiye'yi kapılarını açmaya çağırarak, "Pasaportlarını vereceğiz, Türkiye kapılarını açsın, kalmak istemeyen çekip gitsin" demişti.

Türk hükümeti iki ülke arasındaki vize anlaşmasını geçici olarak kaldırınca, Bulgar yönetimi, Türkiye'ye göç etmek isteyenleri değil kendi tespit ettiği Türkleri olmadık zorbalıklarla, aileleri parçalayarak, mallarına ve mülklerine el koyarak Türkiye'ye sınırdışı etmişti. Türkiye'nin vize uygulamasını kaldırdığı 2 Haziran 1989'dan tekrar vize uygulamasına döndüğü 22 Ağustos 1989'a kadar geçen iki buçuk aylık sürede 320 bin soydaşımız günde 3-5 bin kişilik kafileler halinde ve perişan bir durumda Türkiye'ye zorunlu olarak göç ettirilmişti. (1)

(1) Prof. Dr. Ercument Konukman, "Büyük Göç ve Anavatan", s.60 Ank. 1990

 Geri

İleri