8

214

215

Cumhuriyet'i bu şartlar içinde kurmuşlardır. Onlardan bize kalan en büyük miras Cumhuriyet'tir.

Cumhuriyet kurulduğunda 13,5 milyondan ibaret nüfusumuz bugün 56 milyona geldi.

Yüzyılın sonunda nüfusumuz 65 milyonu geçecektir.

Türkiye, hiç kuşku yoktur ki, 2000'li yılların başlarında Avrupa'nın büyük ülkeleri arasında olacaktır.

Türkiye'miz, artık nüfusu fazla, halkı yoksul, kalkınmamış ülkeler arasından çıkmıştır.

Önümüzdeki yakın dönemde görmeyi arzu ettiğimiz Türkiye, Avrupa Topluluğu içinde mümtaz yerini almış bir Türkiye'dir.

Bu uğurda ülkemiz bugüne kadar epey mesafe katetmiştir.

Ancak yapılanları yeterli görmememiz, milletlerarası yarışta hem ekonomik hem sosyal alanlarda ve nihayet demokrasiyi kökleştirmede ön sıralara gelmemiz esastır.

Öte yandan, geniş bir kültür yelpazesine sahip, bir cihan imparatorluğunun yıkılışından doğan bu ülkenin, milli bir devlet halinde insanlarını kaynaştırması, birlikte tutması ve böylece güçlendirmesi en önemli hedefi olmalıdır.

Sayın Milletvekilleri,

Yirmi birinci yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz.

Bu üç hürriyetten birincisi, düşünce hürriyetidir.

Düşünme kabiliyeti çeşitli yollarla engellenen, düşündüğünü söyleyemeyen, düşünceye saygıyı öğrenemeyen bir toplumun ilerlemesine imkân ve ihtimal yoktur.

Bir toplumun bütünleşmesinin temel taşı her ferdin, her kurumun ve diğerinin düşüncesine saygı göstermesidir.

Bu karşılıklı saygı zemini üzerinde, serbest tartışarak daha iyiyi, daha doğruyu ve daha güzeli üretmesidir.

Eğer düşünce hürriyeti, düşünceyi ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilinci oluşmazsa, işte o zaman kutuplaşmalar,

kamplaşmalar, bölünme ve parçalanmalar da doğar.

Şunu bütün inancımla huzurunuzda ifade etmek isterim :

Milli birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.

İkinci hürriyet ise, evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesidir. Bu hürriyet de, evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir.

Laik ve demokratik olma iddiası ve iradesindeki gelişmiş ülkeler, bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir.

Çünkü yalnız huzurlu insan, dini ve vicdani baskı altında tutulmayan insan, daha çok çalışma, daha çok kazanma ve kendi vicdani inançları içinde mutlu yaşama istek ve kabiliyetine sahiptir.

Laikliğin temel bir gereği vardır : Din ve vicdan hürriyeti.

Din ve vicdan hürriyetinin de tek bir güvencesi vardır : Laiklik.

Bu iki temel kavram birbirinin varlık nedenidir. Ve her biri bir diğerinin koruyuçuşudur.

Ve üçüncü büyük hürriyet, teşebbüs hürriyetidir.

Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konulmamalıdır.

Asla yasakçılığa sapmamak, devlet müdaheleciliğini şartların elverdiği oranda, asgari seviyede tutmak, kalkınmanın ilk ve temel gereğidir.

Eğer ferdin iş kurma, teşebbüse girişme, daha çok çalışıp, daha çok üretip, daha çok kazanma hevesi engellenirse bir milletin kalkınmasına imkân var mıdır?

Ama fert, bu amaçları yönünde, devlet, bürokrasi ve toplum tarafından desteklenirse, bir millet elbette ki hızla kalkınacaktır.

Derin inancım odur ki, batının gelişmiş ülkelerine ekonomik alanda bir an önce yetişmemizin ana motoru, hızlandırıcı motoru, teşebbüs hürriyetidir.

 Geri

İleri