8

204

205

jik konumlu ülkesiydi. Bu stratejik konum, birçok güçlü ve süper ülkeye bazen engel gibi gözüküyordu. İşte yüzyıllardır Boğazlar'a hakim olma meselesi bunlardan biriydi.

Önümüzdeki 20-30 yılda enerji meselesi önem kazanmaya devam edecekti. Ve petrolün ağırlığı da Ortadoğu'daydı. Türkiye'nin orada da önemli bir durumu vardı. Asya'dan Avrupa'ya, Avrupa'dan Asya'ya, hatta Afrika'ya bir geçiş ülkesiydi. Anadolu'ya hakim olanlar genellikle Güney'e hakim olmuşlar, Güney'e söz geçirmişlerdi. Bütün tarih bunu gösteriyordu. Onun için burada devamlı mücadele olmuştu. Böylesine kritik bir bölge de olduğumuz için de, hareketlerimizde daha dikkatli olmak zorundaydık.

Özal, bir toplum gelişecekse, saydığı üç temel hürriyet esas alındığı taktirde gelişeceğine inanıyordu. Bu hürriyetlerin olduğu bütün ileri batı ülkelerinde gelişme vardı. Bu hürriyetlerin olmadığı ülkelerde ise geriye gidiş...

Bu üç hürriyet, Allah'ın insana verdiği tabii ve esas hürriyetlerdi. Bunlar baskı ve kilit altında tutulduğu taktirde insanoğlu gelişemez, yeteneklerini ortaya çıkaramazdı. Bu yetenekler ortaya çıkarıldığı zaman, Yaradan'ın Türk insanına verdiği cevher tam anlamıyla ortaya çıkacak, ışıl ışıl parlayacak ve işte o zaman toplumumuz yukarıya doğru gidecekti.

Biz bir islam ülkesiydik. Bizim de kendimize göre, batıdan farklı özelliklerimiz vardı. Biz, batı ile doğu arasında köprüydük. Batının ilmini, teknolojisini, düşünme, anlaşma, uzlaşma yeteneklerini almalıydık. Bizim de kendimize özgü, onlarda olmayan çok iyi değerlerimiz vardı. Bunlardan biri, aile bağlılığıydı. Ailenin güçlü olması, aile temelinin yani anne, baba, çocukların bir ünite, bir hücre oluşturması... Sağlam bir hücre... Eğer hücre sağlam olursa oraya kanser giremezdi.

Batının ilim ve teknolojisi neredeyse -Peygamberin dediği gibi, ilim, Çin'de ise alınız onu almak, ama aynı zamanda kendi manevi değerlerimizi devam ettirmek zorundaydık. Onların içinde bizi gerçekten zor durumlardan kurtaran değerler vardı. Örnek mi istiyorduk:

"Kore Savaşı'nda esir olan her türlü milletin askeri vardı. Amerikalılar da, Türkler de, başka ülkelerin insanları da vardı. Çin'de de o zaman katı bir komünizm hüküm sürüyordu. Esir-

lerin direncini kırabilmek ve konuşturabilmek, onları insanlıktan çıkarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Komünizmin o sert muamele tarzı ile... Sadece Türk askerlerinin disiplinini kıramamışlardı. Çünkü, biri gittiği zaman hemen yerini arkasındaki alıyordu. Tabii ki bunda islam inanışının büyük rolü vardı."

Aile bütünlüğü, ailenin birbirine destek olması, ana babaya saygı, hemşerilik, hemşeriliğin ötesinde aynı milletin çocukları, aynı dinin mensupları olmak... Bunlar önemli faktörlerdi ve devam ettirilmesi gerekirdi. Bunları devam ettirdiğimiz zaman hiçbir şekilde batıdan geri kalmazdık. Batıdan ileriye gitme şansımız bile vardı.

Türkiye'nin ileriye götürülebilmesi, 2000'li yıllarda batı ile entegre olarak, onlarla yarış edebilmesi ve ilk 10 ülke arasına girebilmesi için bu üç temel prensibi "Size vasiyet olarak bırakıyorum" diyen Özal, bu üç temel hürriyetle birlikte, özellikle siyasette kavgasız şekilde, ülkeyi mümkün olduğu kadar uzlaşmacı bir yola götürmenin önemine işaret ediyordu.

Önümüzdeki yıllarda istismar edilecek konulardan biri, Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü olacaktı. Özal uyarıyordu : "Türkiye'yi bölecek bir takım sloganlar ve varsa çatlaklar, zorlanıp büyütülmemeli. Tersine, bunları birleştirmeye, bu yaraları kapamaya, bunları kuvvetli bir şekilde yapıştırmaya çalışın."

Ülkemiz insanları çok değişik köklerden geliyordu. Büyük göç yolları üzerinde yer alan Anadolu'daki toplum, Osmanlı Imparatorluğu'nun bakiyesi olarak oluşmuştu. Ama biz, bir arada yaşayan bir "millettik. Bu bilince vararak ülkede ayırım yapmamayı esas almalıydık. İnsanlar arasında "sen şu taraftansın, ben bu taraftanım" diyerek bir ayırım yapmamalıydık. Birlik içinde yaşadığımız taktirde başarıya ve refaha ulaşacaktık.

Özal, "hoşgörülü olunuz" diyordu. Bizim toplumumuz çok geniş kültür yelpazesine sahipti. Çok muhtelif köklerden gelen insanlar vardı burada. Arnavutluk'tan, Bosna'dan, Bulgaristan'dan, Kafkasya'dan, Arabistan'dan, Tunus'tan, Mısır'dan, Suriye'den, her taraftan gelmiş insanlar vardı. Bu kadar geniş kültürü olan toplumda, milli bir devlet olarak daha sağlam durabilmek için, hoşgörü daha fazla olmalıydı. Hoşgörümüz

 Geri

İleri