8

202

203

başka çevreler, maalesef vardır. Ama, ben inanıyorum ki, yeni ışıklı bir yol açılacaktır. Bu işe, Allah rızası için girdiğim tahminlerim yanlış çıkmadı bu ışıklı yolda, Atatürk'ün hakikaten arzuladığı kendisinin isteklerini ve hedeflerini hiçbir sömürüye uğratmadan, hiç yanlış kullanmadan, ülkemizi bir batılı ülke standartlarına ulaştırıp, o batılı ülkelerle yarış edebilir bir hale getirmeye azmettik. Bu ışıklı yolda muhakkak böyle yapacağız."

Vasiyet Ettiği Üç Temel Hürriyet

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine girildiğinde, Özal'ın Çankaya'ya çıkması artık neredeyse kesinleşmişti. O kadar ki, aday olduğunu açıkladığı grup toplantısında Özal'a "Sayın Başbakanım" diyen Grup Başkanvekili Onural Şeref Bozkurt'a, milletvekilleri "Sayın Cumhurbaşkanım" diye hitap etmesi uyarısında bulunacaklardı.

Özal aktif siyasete veda ediyordu.

Ederken de, partili arkadaşlarına ve topluma üç temel hürriyetten ayrılmamalarını sürekli telkin etmeye başlamıştı. Bu üç temel hürriyet; serbest düşünce hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, serbest teşebbüs hürriyetiydi.

Başkalarının hürriyetlerine, başkalarının haklarına müdahale etmemek şartıyla insanların düşüncelerini serbestçe söyleyebilmelerine büyük önem veriyordu. Ona göre, serbest düşünemeyen, tabularla kilitlenmiş bir toplum gelişemezdi. Batının bize üstünlüğünün temelinde de bu vardı.

Özal, din ve vicdan hürriyetini evrensel bir hürriyet olarak görüyordu. Toplumun bütününe hitap eden ve insanların istediği gibi ibadet etmesine müdahale edilmemesi gerektiğini söylüyordu. "Bu en tabii, en temel hürriyetlerden bir tanesidir. Amerika'yı Amerika yapan budur. Düşünce hürriyeti çok önemli bir hürriyettir ama, herkes düşünce ve fikir sahibi olarak ortaya çıkmaz, ama herkes Allah'a inanır, ibadeti vardır, bir dini vardır. O, çok geniş bir toplum hürriyetidir" diyordu. Din ve vicdan hürriyetinin batılı ülkeler ölçüsünde ve doğru laik prensiplerle uygulanmasını istiyordu. Ona göre, laiklik istismar ve tabu konusu olmuştu. Bu tabu yıkılmalıydı. İnsanlar istedikleri gibi ibadet edebildikleri taktirde daha çok huzur içinde olur-

lardı. Laiklik doğru ve yerinde bir prensipti. Kimse kimsenin dinine, inancına karışmamalı, müdahale etmemeliydi. "Niçin giyiyorsun, niçin şunu yapıyorsun" şeklindeki sorular batılı ülkelerde sorulmazdı. Aynı hedefe Türk toplumunun da varması gerekirdi.

Üçüncü önemli ve temel hürriyet, teşebbüs hürriyetiydi, insanların teşebbüs etmeleri, kazanmaları ve kaybetmeleri için serbest bırakılmasını istiyordu. İnsanlar kendi gayretlerini ortaya koymalıydılar. Önlerindeki engeller kaldırılmalıydı. Serbest piyasa şartları, planlandığından çok daha iyi, akıllı ve yetenekli insanları ortaya çıkaracaktı. "Onun için, bizim getirdiğimiz serbest piyasa nizamından asla ayrılmayınız. Birçok söz söylenir : 'Gelin kontrol edelim, fiyatları kontrol edelim, narh koyalım' diye. Bunlar hep aldatmacadır. Sonunda hüsrana uğrarsınız. Biz bu tecrübeden 1978-1979'da geçtik. Fiyat kontrolları konuldu, mallar tezgâhın altında, karaborsa başladı. Bunları hiçbir zaman unutmayınız" diyordu.

Değişen dünya 2000'li yıllara giderken, fert daha çok rol oynayacak, büyük teşebbüsler yerine küçük teşebbüsler önem kazanacaktı. İnsanların sahip olabileceği muazzam bilgi, bu elektronik ve bilgi enformasyon çağında çok önemli olacaktı.

17. yüzyılın başlarında insanı en çok meşgul eden konu, kendi karnını doyurmasıydı. Tarım onun için bir numaralı istihdam alanıydı. 18, 19, 20. yüzyıllarda sanayi gelişmeye başlamış ve 20. yüzyılda en önemli istihdam kaynaklarından biri olmuştu. Hatta, Marksizm de bu yüzden gelişmişti. İstihdamın çok büyüyeceği, işçilerin kol kuvvetiyle ağır şartlar altında çalışacakları zannedilmiş ye bunların topluma hakim olması gerektiği düşünülmüştü. İşte "işçi sınıfı" kavramı böyle doğmuştu. Ama, 20. yüzyılın sonuna gelindiğinde bu teori, teknolojinin ilerlemesinden dolayı çökmüştü. 21. yüzyılda ise istihdam daha çok hizmet sektörleri denilen turizmde, ulaştırmada, inşaatta, bankacılıkta, sigortacılıkta, yayıncılıkta, bilgi ve enformasyon naklinde, telekomünikasyonda yoğunlaşacaktı. Belki tarımda yüzde 5'e düştüğü gibi, sanayide de yüzde 5'in altına düşebilirdi. Özal öyle görüyordu.

Aslında ileriye bakmamız, geleceğin bu dünyasına hazırlanmamız gerekiyordu. Tabii ki Türkiye'nin birtakım problemleri vardı. Bir kere çevresinde sekiz ülke vardı. Dünyanın en strate-

 Geri

İleri