8

200

201

gayret ve cesaret sahibiydi.

Özal'ın nasıl biri olduğu, 12 Eylül'de pazarlıkla başbakan yardımcılığına geldiğinde anlaşılmıştı. Öyküyü kendi ağzından dinleyelim:

"Bana bu görevi teklif ettikleri zaman Evren Paşa bir tarafta, bir tarafta da Nurettin Ersin vardı. Rahmetli Feyzioğlu dedi ki, size devlet bakanlığı ve dış iktisadi işler görevini vereceğim. Ne yapacağım, dedim. İşte IMF ve Dünya Bankası ile ilişkiler... Ben bunun üzerine dedim ki Feyzioğlu'na, siz herhalde benim ne yaptığımı bilmiyorsunuz. Açık söyleyeyim bu görevi kabul etmem. Başbakan Yardımcılığı, maliye ve ticaretin de bize bağlanmasını istediğimi söyledim. Rahmetli Feyzioğlu 'Bu Anayasa'ya aykırı' dedi. Ben de güldüm. 'Sayın kumandanlar burada, nasıl Anayasa'ya aykırı oluyor. Değiştirsinler Anayasa'yı aykırı olmaz' dedim."

Başbakan Yardımcılığını generallerden pazarlıkla koparmış bir insan, yaklaşık altı yıllık siyasi liderlik ve Başbakanlıktan sonra, Anayasa'nın öngördüğü bütün niteliklere de sahip olduğuna göre, neden Cumhurbaşkanı olamasındı?

Özal, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'le 1988'in başlarında yaptığı haftalık görüşmelerin birinden sonra, "Cumhurbaşkanlığı konusunun bizim Anayasa'mızda biraz daha başka biçimde düzenlenmesi icabeder" demişti. O tarihte, Fransa'da Chirac seçimleri kazanmıştı. Cumhurbaşkanı Mitterand sosyalist, Başbakan Chirac ise muhafazakârdı. Cumhurbaşkanı ile Başbakanın ayrı partilerden ve birinin sosyalist, diğerinin muhafazakâr olmasının sorun yaratıp yaratmayacağı tartışılırken, " Cohabitation : Birlikte yaşama" kavramı ortaya atılmıştı.

Özal, ilk kez o tarihte, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini önermişti. Anayasa değişikliği yapılmasını, Cumhurbaşkanının milletvekili seçimleriyle birlikte halk tarafından -Amerika'daki gibi beş yıl için seçilmesini istiyordu. "Cumhurbaşkanının halk tarafından çoğunlukla seçilebilmesi için, adaylardan kimse yüzde 50'yi geçemiyorsa, bir hafta sonra yapılacak ikinci bir seçimde son iki adaydan birisinin yüzde 50'yi geçme ihtimalini öngördüm. Aynen Fransa'da olduğu gibi. Bu suretle Meclis'in çoğunluğu ile yani iktidar ile- Cumhurbaşkanı, bazen aynı partiden olabilir, bazen olmayabilir. Tabii halkın tercihidir. Ama böyle devreler halinde gitmesi

daha faydalıdır" diyordu.

Özal'ın bu önerisi muhalefet ve basın tarafından tepki ile karşılanmış, o da "Böyle bir yola gidilmek istenmiyorsa, teklifimi geri alıyorum" demiş ve tartışmayı kapatmıştı.

Özal, Cumhurbaşkanlığı seçiminin Türkiye'de olaylı geçmesinin, hatta bunalıma yol açmasının nedenini anlayamıyor, "Neden? İleri batı ülkelerinde olmuyor da, niçin bizim ülkemizde oluyor? Ne eksiğimiz var?" diye soruyordu.

Televizyonda 30 Ekim 1989 günü yayınlanan "İcraatın İçinden" programında Özal'ın konuşmasının son bölümü kesilmişti. Ozal, TRT tarafından kesilen o konuşmasında şunları söyleyecekti:

"Cumhurbaşkanlığına adaylığımı koydum, riskini üzerime aldım. TBMM'nin ne karar vereceğini hep beraber göreceğiz. Yalnız, gençlerimizin bilmediği bir konuda hiçbir yorum yapmadan bazı açıklamalar yapmak istiyorum : Büyük Atatürk Cumhuriyeti kurmadan, yani İstiklal Harbi'ni kazanıp, Cumhuriyetin temellerini atmaya başladığı yılda, daha Cumhuriyet kurulmamış Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir milletvekili tarafından bir önerge veriliyor. Önerge şu : Diyor ki, 'Misak-ı Milli hudutları içinde doğmayan, yani bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde doğmayan, o Misak-ı Milli hudutları içine Kerkük'ü ilave etmek lâzım ve beş sene bir yerde ikamet etmeyen milletvekili olamaz. Tabii, milletvekili olamayınca Cumhurbaşkanı da olamaz. Resmen verilen bu takrir, tabii olarak Cumhurbaşkanı seçilmesi icabeden Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya, 'Sen Selanik'te doğdun, beş yıl bir yerde ikamet etmedin ve Cumhurbaşkanı olamazsın' diyor. Tabii, bunun karşısına Mustafa Kemal Paşa çıkıyor, 'Benim için verilmiş bir takrirdir, öyle anlıyorum. Ama, ben memleketin müdafaası için beş sene bir yerde kalamazdım' diyor."

Özal, TRT'nin kestiği o konuşmasını 31 Ekim 1989 tarihli ANAP Grup toplantısında tamamlarken, sözlerine şunları ekler:

"Burada söylemek istediğim şey şuydu, yorum yapmadan. Atatürk gibi Türk tarihinin yetiştirdiği en yüce insana dahi, Cumhurbaşkanlığı seçimi bir problem haline getirilmiştir. Türkiye'de bu problemi taşıyan, o gün başka çevreler, bugün ise

 Geri

İleri