8

194

195

Dış dünyaya göre Özal'ın Cumhurbaşkanı seçileceği kesindi ama, özellikle batılılar onun Köşk'e çıkmasından sonra ne olacağı endişesini taşıyorlardı. Özal'ın başlattığı reformları kim devam ettirecekti? Özal'ın yerine gelecek olan, Türkiye'nin batı ile ilişkilerini aynı şekilde sürdürebilecek ve Özal'ın yaptıklarını yapabilecek miydi? Batılılar, açıkça söylemeseler de, Özal'ın Çankaya'ya çıkmasını pek istemiyorlardı. Özal'ın Başbakanlıkta kalması onlara göre istikrarın ve serbest piyasa ekonomisinin garantisiydi.

Özal, neden Cumhurbaşkanı olmaya karar verdiğini, gazeteci Ertuğrul Özkök'e 1993 yılında şöyle anlatacaktı:

"Bu sorunun cevabı kolay değil. Ben de bu konuda uzun müddet kararsız kaldım. Hatta o zaman söylüyorum. Birkaç sebebi var. Bir tanesi benim mensup olduğum, kurduğum, geliştirdiğim parti belli bir noktaya geliyor. Belli bir değişime ihtiyacı her zaman olacak. Türkiye'de yanlış bir adet var. Ben farklısını görmedim. Devamlı bir partinin başında, kaybedinceye kadar, veya gidinceye kadar, yani herhangi bir sebeple ayrılmadan devam ediyorlar. Hatta seçim kaybediyorlar gene kalıyorlar. Ben bunun normal yolla olmasını, seçim kaybederek değil de, başka bir şekilde ayrılmanın daha doğru olacağı kanaatine vardım. Cumhurbaşkanlığı makamı bundan evvelki dönemlerde dört emekli general tarafından alınmış. Hepsinin gerekçesini biliyoruz. Nasıl olduğunu biliyoruz. Bu yanlış bir görünüm veriyor. Bunun düzeltilmesi lâzım . Bizim de bunu düzeltebilmemiz, yani bir sivilin buraya gelebileceğini göstermemiz lâzım. Biz parti olarak ekseriyetteydik. Anayasa da buna müsaitti. Üçte iki çoğunluk istemiyordu. Üçte iki çoğunluk isteseydi, belki bir uzlaşmaya gidilir, yine eski usul bir Cumhurbaşkanı getirilebilirdi. Ama 2/3 istemediğine göre, sizin de bunu seçecek çoğunluğunuz olduğuna göre, eğer biz bunu seçmeseydik, o vakit partinin gücünden, birliğinden herkes şüphe ederdi. Partiyi de zayıflatırdık. Ve başkasının yaptığı hatayı yapmamak için, bir kere baştan itibaren şunu söyledim : Bu seçim bizim partimizin içinden olacak." (1)

Özal, muhalefetin "seçtirmeyiz, Meclis'i boykot ederiz, seçilirse Çankaya'dan indiririz" tehditlerine ve "pazarlığa oturalım" çağrılarına aldırmadan, 17 Ekim 1987'de ANAP Meclis

(1) Ertuğrul Özkök, "Özal Anlatıyor", Hürriyet Gazetesi, 21 Nisan 1993

Grubu'nda beklenen açıklamayı yapacak ve "Cumhurbaşkanı adayıyım" diyecekti.

Ankara'da bulunan il ve ilçe başkanları ile belediye başkanlarının da katıldığı grup toplantısında, "Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm kararımı sizlere açıklayacağım" diye söze başlayan Özal, bir saatten fazla süren konuşmasında, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 1965 ve 1973'te yapılan seçimlere benzemeyeceğini, dışarıdan aday gösterilmeyeceğini ve adayın mutlaka ANAP grubundan birisi olacağını belirterek, ("Başkasının) dışarıdan ve içeriden empoze edilmesi demokrasiye sığmaz" diyordu. Özal, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi'nin yüzde 50 oy almasına rağmen tek başına Cumhurbaşkanı seçemediğini, Halk Partisi ile anlaşarak Cevdet Sunay'ın Cumhurbaşkanı seçildiğini hatırlattıktan sonra sözlerini şöyle sürdürmüştü :

"Başından beri benim adaylığım bahis konusu edilmiştir. Basın da devamlı bu konuyu sormuştur. Bu konuda başından beri fikrim 'Bu Grup içinde ben de olabilirim, başkaları da olabilir. Bir adayın muhakkak surette gösterilmesidir' şeklindedir. Başka bir yerden, dışarıdan eskiden olduğu gibi bir adayın getirilmesini, bunun desteklenmesini değil, ne şekilde olursa olsun, muhakkak bir grup içinden bir kimsenin aday gösterilmesidir. Tabiatıyla, benim adaylığım bahis konusu edildiği zaman çok düşünmem icap ettiğini biliyorum. Sebebi açıktır. Bu partiyi kurdum. Bu partinin kurucusuyum. Arkadaşlarımla da tatlı acı, ama her zaman memlekete büyük hizmet edecek çalışmalar yaptık. Belki hiçbir liderine nasip olmayacak tarzda arkadaşlarımın desteğini gördüm. Bunlar unutulacak, hiçbir zaman hafızalardan çıkacak işler değildir.

Ben, mücadeleyi seven bir insanım. Mücadeleyi derken, kavga yapan insan değiliz. Beni tanımışsanız, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gereğinde çekinmeden en zor zamanlarda, en sıkıntılı zamanlarda kürsüye çıkar, görüşlerimizi müdafaa ederim. Ondan da hoşlanırım. Bunların misallerini son Bulgar hadisesinde, zannediyorum, Grubumuz müşahade etmiştir,, gece saat 2,3,4'e kadar çalışırım. Ondan sonra ikinci olarak da, en son yine Sayın İnönü'nün gündem dışı yaptığı konuşmaya aniden cevap vermek suretiyle de yine şahit olmuşsunuzdur. Allah'ın verdiği kaderin çizgisi üzerinde çok şey öğrendik. Hayatımda belki bu mevkiye gelmiş hiçbir Başbakana, belki

 Geri

İleri