8

192

193

diklerimiz gerçekleştirilirse Türkiye Ortadoğu'nun Amerika'sı olur."

Hupe, anlatmaya devam ediyor :

"Özal'ın prensipleri belli. Siyasi demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi. Ki bu ikisi zaten birbirinden ayrılmaz. Özal bunların birarada olduğunu biliyor. Ama Mr. Özal aynı zamanda politikacıdır da. İktidarda kalmak istiyor, seçim kazanmak istiyor. Bu, bencil bir tavır değildir. Kişisel ve siyasi bazı kaygıları olması tabiidir. Önemli olan genel performansıdır, bu da bence çok başarılıdır. Ayrıca dışardan eleştirilere karşı çok duyarlı, 'bizi rahat bırakın, ne yapacağımızı sizden iyi biliriz' demiyor. Dürüst bir adam. Elbette Türkiye'yi savunuyor. Yanından ağzından hiç Türkiye'yi eleştirel bir söz duymadım. Ama dinler. Yaptığı hareketlerden çok dikkatli dinlediğini anlarım. Avrupa ve Amerika kamuoyuna karşı çok duyarlı. Zaten Türkiye Avrupa Topluluğu'na girmek istiyorsa buna açık olmalı. Karşısındaki kişilerin iyi niyetli olduğunu kabul etmeli. Özal'da bu var. Ve Mr. Özal Türkiye'yi Avrupa Topluluğu'na sokmak istiyor. Hedefi bu." (1)

Özal, Cumhurbaşkanı Adayı

Özal, kendisiyle ilgili kararların telaffuzunu hep başkalarına bırakırdı. Böylece verdiği karar üzerinde tartışma açılacak, eleştiriler yapılacaktı. Bu tartışmalara belli bir noktadan sonra kendisi de girerdi.

Tartışma ve eleştiriler gerçi onun kararını değiştiremezdi ama, kararını uygularken nelerle ve kimlerin direnişiyle karşılaşacağını bu yolla ölçerdi. Çok ağır tepki gösterip "Bu kadarı da olmaz" diyenlere bıyık altından gülümser, "Olur mu, olmaz mı görürsünüz" derdi içinden. Kimsenin yapılmasına ihtimal vermediği işleri yapmaktan, olmazı oldurmaktan büyük keyif alırdı.

Kenan Evren'in görev süresinin dolmasından sonra Cumhurbaşkanı olmaya karar verdiğinde de öyle yaptı. Bu kararını yakınlarından başka kimseye açmadı. Kamuoyu onun Cumhurbaşkanı adayı olacağını ilk kez Halil Şıvgın'ın ağzından duydu. 1987'de yapılan genel erken seçimlerde ANAP'ın 292

(l) Ufuk Güldemir, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ekim 1989

milletvekili ile Meclis'te önemli bir çoğunluk elde etmesinden hemen sonra, Özal'ın yakın çalışma arkadaşlanndan Şıvgın, "Bundan sonra Özal, tartışmasız Cumhurbaşkanıdır" demişti.

Özal, Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, gazetecilerin "Aday olacak mısınız?" sorusuna "Olabilirim de, olmayabilirim de" diye cevap verirken, partisinin MKYK'sında, daha sonra partisinin il ve ilçe başkanlarıyla yaptığı toplantıda ve nihayet Meclis Grubu'nda arka arkaya anketler düzenliyor, adaylığı konusunda partililerin ne düşündüğünü öğrenmeye çalışıyordu. ANAP'lılar, bütün organlarıyla, Özal'ın Cumhurbaşkanı olmasını onaylıyorlardı.

Muhalefet ise çok sert tepki gösteriyordu. Yerel seçimlerde oy oranı yüzde 21'e düşmüş bir partinin Meclis'te sahip olduğu çoğunluğa dayanarak Cumhurbaşkanı seçemeyeceğini, önce Meclis'in yenilenmesi gerektiğini iddia ediyor ve Özal Cumhurbaşkanı olduğu taktirde kendisini tanımayacaklarını söylüyorlardı.

Cumhurbaşkanlığı konusuna dış basında da geniş yer veriliyordu. Avrupa ve Amerika'da yayınlanan yüksek tirajlı gazetelerin çoğu Özal'ın Cumhurbaşkanı seçileceğine kesin gözüyle bakıyorlardı.

Amerika'nın eski Ankara Büyükelçisi Robert Strausz Hupe ise, gazeteci Ufuk Güldemir'in "Sizce Cumhurbaşkanlığı seçimi ne olur" sorusuna şu cevabı veriyordu :

"Bu ülkede tanıdığım herkes, özellikle iş çevreleri Özal ile ilişkilerinden çok memnun. İnanıyorlar ki, Özal istikrarın garantisi ve serbest piyasa ekonomisinin serbest piyasa olarak kalacağının garantisidir. İnsanlar, Özal'a karşı bu yüzden önyargılı. Ben de katılıyorum. O Köşk'e çıkarsa ne olacağını kimse bilmiyor bu bir. İkincisi de bana bugüne kadar onun işini devralıp ondan daha iyi yapabilecek birisini göstermedi. Böyle birisi varsa görmek isterim. Demirel ve İnönü'nün eleştirmeleri kolay. Onun işini alamayacaklar, ekonomist de değiller. O halde ne? Oysa askerlerle Özal'ın ilişkisi iyi, Evren'le iyi. Eğer kendisi olmazsa gelecek Cumhurbaşkanı ile de ilişkilerini iyi tutacak. Çünkü Cumhurbaşkanı kim olursa olsun ANAP veya ona yakın birisi olacak. Aksi halde seçilmez." (1)

(1) Ufuk Güldemir, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ekim 1989

 Geri

İleri