8

190

191

Türk sınai ürünleri, dünya pazarlarında dünya ile rekabet ediyor.

Bu olgular, Türk sanayiinin çağ atlamasının en açık seçik kanıtı değil midir?

Türkiye'de her kesimde bilgisayar çağı başlamıştır. Türkiye, hiçbir alanda kimseden geri kalmayacaktır.

Türkiye'nin tam anlamıyla bir Avrupa ülkesi olması için tabii ki önümüzde uzun bir yol vardır.

Evelallah elbirliği, gönül birliği ile bu süreyi mümkün olduğu kadar kısaltacağız."

"Olağanüstü İşler Yaptı"

Özal, 1989 yerel seçimleri öncesinde bir televizyon konuşması yapacaktı. Adnan Kahveci ve Halil Şıvgın ayrı ayrı iki konuşma metni hazırladılar. Şıvgın'ın konuşma metninde birçok vaat yer alıyor, işçiye ve köylüye neler verileceği sıralanıyordu. Kahveci'nin hazırladığı konuşma metninde ise halka sıkıntıdan başka birşey vaat edilmiyordu. Özal, Şıvgın'ın hazırladığı metni okudu ve elinin tersiyle iterek, "iyi de, bunları nasıl vereceğiz? Olmaz, ben bu konuşmayı yapmam" dedi. (1)

Seçimi kaybetmek pahasına o konuşmayı yapmadı.

Kaybetmeyi sevmiyordu. Ama kazanmak uğruna yalan söylemeyi, halkı aldatmayı hiç sevmiyordu. "Kabul etmek lâzımdır ki, siyaset inişli, çıkışlıdır. Kazanırsınız da, kaybedersiniz de. Her zaman kazanmak mümkün olmaz. Kaybetmesini bilmek lâzım. Kaybedip de tekrar kazanabilmek lâzım" diyordu.

Halka hep doğrulan söylemeye çalıştı. Yapamayacaklarını, veremeyeceklerini vaat etmedi. En büyük sıkıntısı enflasyon konusundaki vaadim yerine getirememesiydi. Halka vaat ettiklerinin hepsini yaptıklarını söylüyor, ama hemen ekliyordu :

"Enflasyon hariç."

Özal, çok renkli ve farklı bir Başbakandı.

(1) Aktüel Dergisi, 22-28 Nisan 1993, Sayı: 94

Onun Başbakanlık dönemi, Türkiye'de yeni bir devlet yönetme üslubunun ortaya çıkmasına yol açtı. Tişörtle törenlere katılmak, gazetecilerle bilek güreşi yapmak, Başbakanlık Konutu'nu gazetecilere açmak, kimono ile basın toplantısı düzenlemek, çiçekli mayo ile resim çektirmek onun getirdiği ilginç yeniliklerdi, (1)

Gazetecileri çok sever, onlarla uğraşmaktan, onları atlatmaktan özel zevk alırdı. Hızlı araba kullanma merakı gazetecilerin yollarda perişan olmasına neden olur, sonra gönüllerini alırdı. Konut'dan ayrılırken önce dublörünü gönderir, onun peşinden giden gazeteciler saatler sonra yanına gelince dalgasını geçerdi.

Gittiği tatil köylerinde spor kıyafetiyle dolaşmayı sever, takım elbiseyle gelen bakanlarına rahat giyinmelerini tavsiye ederdi. Havuz başında veya denizde yüzerken gazetecilerle konuşur, çok önemli açıklamalar yapardı. Zaman zaman koruma polislerini gazetecilerin üzerine gönderir, hırpalanmalarına göz yumardı. Sonra da törenle foto muhabirlerine fotoğraf makinesi hediye ederdi. Gazetecilerin mesleklerini daha iyi öğrenmeleri için yurtdışına gönderilmelerini sağlardı. (2)

1981-1989 yılları arasında ABD'nin Ankara Büyükelçiliğini yapan Robert Strausz Hupe, gazeteci Ufuk Güldemir'e Özal'ı şöyle anlatacaktı:

"Özal'ı takdir ve sevgi duygularımla hatırlıyorum. Olağanüstü bir kişi ve olağanüstü işler yaptı. Karşısındaki sorunların yükü altında ezilmedi. Fevkalâde işler yaptı, ama insandır, her insan gibi onun da hataları olabilir. Türkiye'de çağlar boyunca büyük bir lider olarak hatırlanacak."

Hupe, ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Daniel Newberry'nin Ortaköy'deki evinde Özal'la birlikte yedikleri yemekte, onun kendisine şunları söylediğini nakleder :

"Kapıları sonuna kadar açacağız. İsteyen istediği yere yatırım yapacak, mülk de alacak, ticaret de yapacak. Serbest piyasanın olmadığı yerde demokrasi de olmuyor. Ancak serbest piyasa ve rekabet sistemi gelişirse demokrasi gelişiyor. Bakın batıda serbest piyasa olmayan demokrasi var mı? Bu de-

(1) Hürriyet Gazetesi,18 Nisan 1993

(2) Zafer Gedik, Günaydın Gazetesi, 18 Nisan 1993

 Geri

İleri