8

184

185

ANAP'ın İstanbul'da aldığı oylar, Türkiye ortalamasının biraz üstünde olmakla birlikte, 1987 seçimlerine göre büyük gerileme göstermişti. 1987'de yüzde 39.7 olan oy oranı 1989'da yüzde 22.67'ye gerilemişti. SHP'nin oyları ise yüzde 29.8'den yüzde 35.79'a yükselmişti.

Ankara'da ANAP'ın oyları yüzde 39.6'dan 19.87'ye, İzmir'de yüzde 35.8'den 21.33'e düşmüş, SHP'nin oyları ise Ankara'da yüzde 29.6'dan yüzde 37.37'ye yükselmişti. İzmir'de de yüzde 35.6'dan yüzde 45.49'a çıkmıştı.

ANAP'lıların "hüsran" olarak değerlendirdikleri seçim sonuçları, Özal için sürpriz olmamıştı. O, sonuçların böyle olacağını bildiği için, yerel seçim tarihini öne almak istemiş fakat başaramamıştı.

Eğer yerel seçimler Özal'ın istediği gibi 13 Kasım 1988'e alınabilseydi, ANAP'ın oyları muhtemelen yüzde 30'un altına düşmeyecekti.

Seçim sonuçları Özal'ı yeni bir dönem noktasına getirmişti. 29 Mart 1989 tarihli Sabah gazetesinin manşeti şöyleydi:

"Özal'a yol göründü."

Evet, Özal'a yol görünmüştü. Çankaya yolu...

Başbakanlık Dönemini Özetlersek

Turgut Özal, 7 Aralık 1983'ten 9 Kasım 1989'a kadar, tam 5 yıl 11 ay 3 gün Başbakanlık yaptı.

Bu döneme önceki bölümlerde anlattığımız reformlarla tam manasıyla damgasını vurdu. Buna Cumhurbaşkanlığı yaptığı yılları da katarsak, tarih, 1983-1993 arasındaki on yıla "Özal dönemi" diyecektir. Çünkü bu yılların her evresinde Özal'ın izi, Özal'ın silinmez damgası vardır.

Özal reformcu, değişimci ve yenilikçi bir Başbakan'dı.

O, batının doğuya karşı üstünlüğünün ve kurduğu uygarlığı geliştirmesinin nedenini ilk keşfedendi. Bunu ANAP Meclis Grubu'nda 25 Nisan 1989'da şöyle anlatmıştı:

"Batının ileri gitmesindeki iki önemli faktörü ben keşfettim. Yani bildiğimiz nokta bu : Bir tanesi serbest bir fikir atmosferi,

ikincisi de serbest rekabet sistemi.

Serbest rekabet sistemi, ekonomik sistem, pazar sistemi bizde çok yenidir. Doğru dürüst son onbeş senede meydana gelmiştir. Yıllarca devletin yönetiminde, devletin itmesiyle bürokratın, şikâyet ettiğiniz bürokratların yönetiminde bir ekonomiyi düşününüz. En ufak detaya kadar onların müdahale ettiği, fiyatları kontrol ettiği bir ekonomiyi düşününüz. Onlarla bunu mukayese ediniz. Gayet tabii bazı şikâyetleriniz olacaktır."

Özal, bürokratların müdahalesini tam olmasa da büyük ölçüde kırmayı başardı. Kendi ifadesiyle, mesela bir bakanlığın Başbakanlığa gönderdiği kanun tasarısı, o bakanlıktaki bürokratlar tarafından hazırlanıyordu. Tasarı, Başbakanlık tarafından Meclis'e gönderiliyordu. Meclis komisyonlarında yine bürokratların üzerinde istedikleri gibi düzeltme yaptıkları tasarı, Meclis Genel Kurulu'na sevkediliyordu. Yani Meclis'in çıkardığı yasalar, seçilmişlerin değil bürokratların ürünüydü. Meclis, bürokratların hazırladığı kanun tasarılarını sadece onaylıyordu. Bürokratlar neredeyse yasama görevini bile üstlenmişlerdi.

Özal bunu değiştirdi. Onun döneminde kanun tasarıları doğrudan seçilmişler tarafından hazırlanmaya başlandı. Gerçi bunların metinlerinin kanun tekniğine uygun yazılmadığı şikâyetleri oluyordu. Ama Özal'ın "bîçim"le zaman kaybetmeye veya "biçim" uğruna siyasi iradenin yetkilerinin bürokratlar tarafından kullanılmasına tahammülü yoktu. Onun amacı en kısa yoldan "iş bitirmek"ti. Bir iş yapılacaksa, vakit kaybetmenin, biçimle uğraşmanın ne gereği vardı, ne de anlamı. Kanun tekniğine uygun yazılmayan metinler sonradan da düzeltilebilir, varsa noksanları tamamlanabilirdi. Tekniğine uygun kanun tasarılarını sadece bürokratlar hazırlayabiliyor diye, siyasi iradenin yetkilerini onların eline vermek yanlıştı.

Özal-bürokrat ilişkileri konusundaki yüzlerce ilginç örnekten birini nakletmek istiyoruz :

Özal, bürokratlardan, kambiyo mevzuatının mümkün olduğunca basitleştirilmesini ister. Bürokratlar yoğun bir çalışma yapar ve Özal'a tam beş kez gidip gelirler. Mevzuatı ancak 75 sayfaya indirebilmişlerdir. Özal, "Hayır, mevzuat 15 sayfaya inecek" der. Bürokratlara göre bu mümkün değildir. Bütün hû-

 Geri

İleri