8

164

165

allere aradığımız cevapları bulabiliriz. Bir konuyu daha hatırlatacağım; geçen sene bu açıdan referandumda anayasa değişikliği yaptığımız günlerde, gene hatırlayın referanduma giderken, referandum sırasında herkesin aklı bunda değil miydi? Bir tane istisnası var mıydı? Nasıl mücadele ettiğimizi hepinizin hatırlamasını istiyorum. Neredeyse 6 Eylül referandumu olacak, 7 Eylül sabahı bu iktidar yok olacak. Bu lafları söyleyenlerin geçmişine bir bakın, bu tahminleri yapanların tahminlerinin hiç tutmadığını göreceksiniz. Ama onların hastalığını şöyle tahlil edeceksiniz : 7 Eylül sabahı ne oldu? Hepsi vurulmuşa döndüler. Evet, arkasından seçim isteyenler, biz seçimi getirince, baskı yapıyorsunuz dediler. Onun için bu lafları söyleyenlere hiç itibar etmeyiniz.

Gayet tabii ki muhterem arkadaşlarım, bir kısım problemlerimiz vardır. Ben problemleri şöyle anlatıyorum : Türkiye'nin en önemli problemi geçtiğimiz otuz, otuz beş senenin problemi olarak söyleyeceğim. Hatta yüz elli senenin meselesi olarak ortaya koyacağım. Türkiye'yi mahkûm eden, Türkiye'yi sıkıntıya sokan ödemeler dengesi meselesidir. Çünkü bu ülke, geçtiğimiz otuz beş seneye yani bundan evvelki otuz dördüncü seneye bakınız, her on senede bir probleme uğramıştır. İktisadi bakımdan probleme uğramıştır. 1957-1958'lerin üzerinde düşünelim, 1957 seçimlerine giderken o zamanın iktidarı döviz yokluğu ile karşı karşıya kalmış. O günleri hatırlayanlar varsa, 'malın mülkün yok olduğu devir dîye hatırlarlar. Daha başka birçok şeyler var. Türkiye'de nohut kahvesinin içildiği devir de vardır. Ama bugün birçoklarımız bunları hatırlamıyoruz. 1968-1969'a gelindiği zaman ben Planlama Müsteşarı idim. 1970 kararları alınmadan evvel o günlerde onüç aylık transfer bekleniyordu. O zaman transferleri sadece Merkez Bankası yapıyordu. Ve onüç aylık bekleme süresi vardı. O zaman teminat olarak yatırdığımız para bugünkü gibi yüzde 10-12 değildi, yüzde 100'e yakın teminat yatırıyordunuz. 1980 24 Ocak kararlarından evvel aynı durumla karşı karşıya kaldık. 1977'de özel sektöre ait transferler durmuştu, sadece Merkez Bankası yapabildiği kadar transfer yapabiliyordu. İşte petrol kuyruklarının, margarinden tüpgaza kadar kuyrukların sebebi bu idi. Çünkü bunlar gereği kadar ithal edilemiyordu. O zamanki başbakanlar o tarihlerde tanker takip ediyorlardı. Yani başbakana filanca rafineriye şu kadar ton petrol geliyor diye ha-

ber veriliyordu. Rakamlara baktığımız zaman şunu görüyorsunuz : Dün nasıl görülüyordu, bugün nasıl çözüldü? Bugün bizim en kuvvetli tarafımız şudur : Ödemeler dengesi dış itibarıdır. O da ödemeler dengesinin düzenli olması ile gelir. Bu taraftan hücum ediyorlar, buradan yıpratırız diye. Biz bu meseleyi çözdük ve bu konuda da iddia ediyorum, çünkü otuz küsur sene gibi bir sürede bu memleketin ihracatının ürünleri tarım ürünleri olmuştur, yüzde 68 tarım ürünleri olmuştur. 1959 ve 1979 rakamlarında bunu göreceksiniz. Ama bugün on milyar doları geçen ihracatımızın yüzde sekseni sanayi ürünleridir. Türkiye çok kısa bir dönem içinde, beş sene, altı sene içinde bir ihtilâl geçirmiştir. Bu ekonomik ihtilâldir. Zaten Türkiye'nin yurt dışındaki itibarının ana sebebi budur. Yoksa hergün basında, birtakım çevrelerde, hatta bindiği dalı kesen çevrelerde dahi baltayı almış ağaca vuruyorlar. Ağaç bana mısın demiyor. Dış itibarda hiçbir değişiklik olmuyor. Bakınız bunun sebebi nedir? Daha düne kadar, 1984-1985'e kadar Türkiye dışarıdan kredi alamamış. Türkiye dışarıdan nasıl kredi almıştır söyleyeyim; yabancı devletler artan mallarını satmak için kredi vermişlerdir. Esas önemli olan beynelmilel bankalardan kredi almaktır. Onlar sizi kredi verebilecek şekilde görüyorlar mı, esas mesele budur. Bir diğer mesele de onların para piyasalarında tahvil çıkarıp satabiliyor musunuz? Türkiye'nin hatırından bunlar hiç geçmemiştir. Hiç düşünülmemiştir. Daha yakında Almanya'da Merkez Bankası'nın 300 milyon marklık tahvilleri satılmıştır. Ümit ediyorum ki bunun gibi daha birçok tatbikat Japonya'da, Almanya'da, Avrupa'da olsun yapılmalıdır. Bu seneki iki ay içerisinde ihracat rakamları yüzde 95-40 arasında artış gösteriyor. Yani ne kadar hücum etseler nafile, güneşin balçıkla sıvanması mümkün değildir. Türkiye'nin kân anıyor, mühim olan borcun artması değil, ödeme gücünün varlığıdır, esas budur. Ve muhtemeldir ki bu sene plan hedefi olarak getirilen 12,5 milyar dolar ihracat hedefidir, onu da geçeceğiz. Bu tempo ile giderse 12,5 milyar doları bulacağını tahmin ediyorum.

Şimdi diyorlar ki, yatırım yapılmıyor. Yatırım yapılıyor, onlar farkında değiller. Türkiye'de hem özel sektörde, hem de kamu sektöründe uygun yatırımlar yapılıyor. Mesela konfeksiyon sanayiinde tahmin edilemeyecek kadar yatırım yapıldığı kanısındayım. Onun gibi birçok sahalarda yatırım yapılı-

 Geri

İleri