8

16

17

Şevket Demirel de Teknik Üniversite'de öğrencidirler. Demirel ve Erbakan hem yaşça ve hem sınıfça Ozal'dan büyüktürler. Özal daha çok Şevket Demirel'le arkadaştır ve onunla aynı sınıftadırlar. Fakülte arkadaşı Kemal Selçuker'in özendirmesi ile namaz kılmayı öğrenir ve ondan sonra hiç aksatmadan okul mescidinde namaz kılmaya başlar. Mescide gidip gelirken Necmettin Erbakan'la tanışır.

Turgut Özal'ın yaşamındaki ilk eylem, sol görüşlü Tan gazetesinin milliyetçi gençler tarafından basılmasıdır. Sabiha-Zekeriya Sertel çiftinin çıkardığı ve devrin tüm sol görüşlü yazarlarının toplandığı Tan gazetesinin Babıâli'deki binası, 4 Aralık 1945 günü, sayıları 20 bini aşan üniversiteli genç tarafından basılır. Bu gençlerin arasında Özal da vardır. Gazete binası ve makineleri tahrip edilir. Gazete kâğıdı bobinlerinin Sirkeci Yokuşu'ndan yuvarlanarak denize dökülmesi, olaydan yıllar sonra bile Babıâli'de sık sık anlatılacak ve ilgiyle dinlenecektir.

"Talebeyken çok aktiftim. Memleket meseleleriyle ilgilenirdim" diyen Turgut Özal, üniversite dördüncü sınıftayken, o zaman yeni kurulmuş olan talebe cemiyeti yönetiminde yeralır. Yardım Kolu başkanlığına seçilir. Özal'ın yaşamındaki ikinci önemli olay, işte o talebe cemiyeti yönetimindeyken, 1950 yılında meydana gelecektir.

Mareşal Fevzi Çakmak, 10 Nisan 1950'de vefat eder. Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın bu büyük komutanının ölümü, bütün yurtta üzüntü yaratır. Fakat, radyonun programını değiştirmeyerek yayınını aynen sürdürmesi, özellikle üniversite gençliğinin tepkisine yol açar. Özal, birkaç arkadaşıyla birlikte "Mimar Sinan Günü" nedeniyle Edirne'dedir. Mareşal'ın öldüğü gün istanbul'a döner. Gençlerin ortak tepkisine o da katılır. Birlikte radyoevinin önüne gider ve protesto gösterisi yaparlar.

Sonra Taksim'e çıkılır. Orada büyük bir kalabalık toplanmıştır. O zamanki Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek parti iktidarı protesto edilir. Kalabalık topluluk, radyoevinin önünden Nişantaşı'na doğru akar ve Mareşal'ın buradaki evinde, cenazenin başında nöbet tutulur. Gerisini Ozal'dan dinleyelim :

"Ertesi gün Beyazıt'da cenaze namazı kılınacaktı. Sabahleyin erkenden cenazeyi aldık. Vilayetin yaptığı program

 

uygulanamadı. Mareşal'ın naaşının cenaze arabasına konmasına izin vermedik. Cenaze omuzlara alındı. Talebeler iki taraflı el tutuşarak yolu muhafaza altına aldılar. Şişli'den Beyoğlu'na geldik. Oradan aşağıya indik. Köprüyü geçtik. Beyazıt'a çıktık. Bütün İstanbul ayaktaydı. Sel gibi geldik. Muazzam bir kalabalıkla Beyazıfa ulaştık. Beyazıt'da resmi tören yapılacaktı. Bu da yapılamadı."

Mareşal'ın tabutu, tekbir ve ilahilerle, omuzlarda taşınarak Eyüp Sultan Mezarlığı'na getirilir ve orada dini törenle toprağa verilir.

Yaşamının ilk büyük kalabalığını Mareşal Çakmak'ın cenaze töreninde gören Turgut Özal, yıllar sonra, bir işareti, bir sözü veya ellerini başının üstünde birleştirerek verdiği ünlü selamıyla yüzbinleri coşkuyla dalgalandıracağını, o günlerde elbette aklının kenarından bile geçirmemiştir.

O, kadere inanan insandır. Sık sık "kader çizgisi"nden sözeder.

Mareşal Çakmak'ın vefat tarihi, 10 Nisan 1950'dir.

Naaşı, aralarında Özal'ın da bulunduğu muazzam kalabalığın tekbir ve ilahileriyle, Eyüp Mezarlığı'nda toprağa verilir.

Turgut Özal, 17 Nisan 1993'te hayata veda eder. Mareşal Çakmak'tan tam 43 yıl 7 gün sonra...

Onun naaşı da, muazzam bir kalabalığın tekbir ve ilahileriyle, eski başbakanlardan Adnan Menderes'in anıt mezarının yanına defnedilir.

İkisi de nisan ayında... İkisi de tekbir ve ilahilerle...

Kader işte...

 

 Geri

İleri