8

154

155

Fakat, 1985 yılından itibaren bu yasaklar artık delinmeye başlamıştı. Sıkıyönetimin İstanbul'da kalkması, yasaklı siyasetçilerin seslerini duyurabilmesini ve görüşlerinin gazetelerde daha sık yer almasını sağlamıştı.

Özal, bütün antidemokratik yasalar ve kısıtlamalardan olduğu gibi, bu siyaset yasağından da son derece rahatsızdı. Ancak, 12 Eylül'ü yapanlar, hâlâ etkili konumda idiler. Müdahalenin lideri Kenan Evren Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'da oturuyordu. Anayasa'nın geçici 2. maddesi ile bir "Cumhurbaşkanlığı Konseyi" oluşturulmuş ve diğer müdahaleci generaller bu konseyin üyesi olmuşlardı.

Turgut Özal, 1983'te partisinin seçimleri kazanmasından sonra, iktidarı askerlerden ne şartlar altında devraldığını, Çankaya'yı ve askerleri rahatsız etmemek için neler çektiğini unutmamıştı. Bu nedenle, siyasi yasakların kaldırılmasını önceleri erken bulmuş, 1985 yılından itibaren de Çankaya'nın tavrını izlemeye, işaretini beklemeye başlamıştı.

O işaret, ancak 7 Mayıs 1986'da gelecekti.

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, gazeteci Yalçın Doğan'a siyasal yasaklar konusunda şunları söyler :

"Bence siyasi yasaklar kalkmalı. Siyaset yasağı sürdükçe, eski liderler hep mağdur durumda kalmış olduklarını söyleyecek ve bundan bir yandan şimdiki politikacılar zarar görecek; öte yandan da eski politikacılar belki de yasaklı olmanın propagandasını alabildiğince sürdürerek, toplumda sanki konuşulacak başka birşey yokmuş gibi, hep bunu gündeme getirecekler. Bu nedenle ben siyaset yasaklarının kalkmasından yanayım." (1)

Bu siyaset yasaklarını koyan müdahalenin başı Evren, elbette "Antidemokratik olduğu için yasakların kalkmasından yanayım" demeyecekti. Yasakların kalkmasından yana oluşunun kendince gerekçeleri vardı.

Gerekçeler ne olursa olsun, Özal'ın Çankaya'dan beklediği işaret gelmişti.

(1) Cumhuriyet Gazetesi, 8 Mayıs 1986

Yasaklar kalkacaktı. Ama nasıl?

Bu siyasi yasaklarla ilgili geçici maddenin de içinde bulunduğu 1982 Anayasası referanduma sunulmuş ve halkın oyları ile kabul edilmişti. Yani, siyasi yasakları darbeciler koymuş, fakat halka da onaylatmışlardı. Şimdi darbecilerin yasakların kaldınlması isteğini halka da onaylatmak gerekiyordu. Evet, yasaklar kesinkes kalkmalıydı, ama işin yolu ve mantığı buydu.''Meclis'te bu yasakların kaldırılması olmaz Minnet hissi doğar. Referandum daha iyi olur" diyordu.

Başbakan, Türk anayasal sistemine referandum kurumunun sokulmasını demokrasi açısından yararlı görüyordu. Böylece Anayasa'nın değiştirilmesi de kolaylaşacak ve bazı önemli konularda halkın da görüşü alınmış olacaktı.

l Ocak 1987'de İstanbul'da toplanan Dünya Ekonomik Forumu'nun yuvarlak masa toplantısında, siyasi yasaklarla ilgili bir soruya Özal şu yanıtı verir :

"Bu yasağa karşı olduğumu ifade edeyim. Ancak bu yasak halk tarafından kabul edilmiştir. Kararı halk verebilir."

Meclis'ten Özal'ın isteği doğrultusunda referandum karan çıkar. 6 Eylül 1987'de referandum yapılacak, halkın siyasi yasakların kalkmasını isteyip istemediği ortaya çıkacaktır.

Referandumdan bir gün önce televizyonda konuşan Özal, "Önemli bir açıklama yapacağını" söyler. Özal'ın sürprizlerine alışmış olanlar, bu açıklamayı merakla beklerler.

Başbakan, 6 Eylül 1987 Pazar günü saat 17.00'de referandum sonuçları henüz belli olmadan, herkesi şok eden "önemli" sürpriz açıklamasını yapar :

"Daha önce gerek muhterem vatandaşlarıma, gerekse basın mensuplarına önemli bir açıklama yapacağımdan bahsetmiştim. Bu açıklamayı şu anda yapıyorum : Erken seçim..."

Özal, referandum sonuçlarını aşağı yukarı tahmin etmektedir. Siyasi yasaklar çok az oy farkıyla da olsa kalkacak, eski liderler yeniden sahneye çıkacaktır. Onlara fazla zaman ve fırsat vermeden erken seçime gitmek ANAP'ın çıkarına olacaktır.

Referandum sonuçlan ancak ertesi sabah açıklanır. Siyasi

 Geri

İleri