8

150

151

Yunanistan kısmi seferberlik ilan etmiş, Türkiye ise Ege Ordusu'nu kısmi teyakkuz durumuna geçirmişti. Gerginlik savaş noktasına gelmişti. Savaş uçaklarımız, savaş gemilerimiz ve kara birliklerimiz verilecek her emri yerine getirmek üzere tetikte beklemeye başlamıştı. Washington'daki Türk ve Yunan Büyükelçileri, ABD Dışişleri Bakanlığı'na davet edilerek, taraflara soğukkanlılık ve gerginliğin tırmandınlmaması tavsiyesinde bulunuyordu. Brüksel'de ise NATO Genel Sekreteri Lord Carrington, daimi delegeleri toplantıya çağırıyor, Türk ve Yunan temsilcilerinin görüşlerini dinledikten sonra, taraflara vakit geçirmeden görüşmelere başlamaları çağrısında bulunuyordu. .

Aynı saatlerde Başbakan Özal, Ankara ile sürekli temas halindeydi ve tansiyonun düşürülmesini istiyordu. Başbakan Vekili Kaya Erdem, Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu ve Hükümet Sözcüsü Hasan Celal Güzelle görüşmüştü.

Başbakan Özal, hazır Londra'da iken, uluslararası medyadan yararlanmak ve gerginliğin nedenlerini uluslararası kamuoyuna anlatmak, Türkiye'nin kararlılığını herkese duyurmak istiyordu.

İlk randevu BBC muhabirine verilir. Özal, "Eğer uluslararası sulara girip petrol ararlarsa, bizim de arama hakkımız doğar. Ve gelip bu sular bizim derlerse ve gemilerimize dokunurlarsa bu savaş sebebi olur" dedikten sonra, açıklamasını şöyle sürdürür.

"Ege'deki bütün uluslararası sular tartışmalı sulardır. Bu suları bölen bir hat yoktur. Şu anda Ege'de hangi bölgenin Türkiye'ye, hangi bölgenin Yunanistan'a ait olduğu belli değildir."

Özal, Türk tutumunun çok açık olduğunu, "Yunan gemilerinin uluslararası sulara girmesi halinde Türk gemilerinin de uluslararası sulara girmekten çekinmeyeceğini" söyler ve şunları ekler :

"Biz Bern Anlaşması'na uyuyoruz. Onların da uymasını bekliyoruz. Bizim gemilerimiz karasularımızda bekleyecektir. Ta ki Yunanlılar girene kadar."

Başbakan, BBC muhabirinin "Yunanistan gemilerini gönderirse gerçekten savaş riskini göze alacak mısınız?" sorusuna, "Haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Fakat ilk hareket bizden gelmeyecektir. Savaş istemiyoruz. Ama onlar bize dokunurlarsa biz de onlara dokunuruz" cevabını verir.

Ege'deki en sıcak 24 saat, 27 Mart'ı 28 Mart'a bağlayan geceyarısı başlamıştı. Ankara, Atina, Londra, Washington, Brüksel, New York'ta her an patlak verebilecek savaşı önlemek için yoğun diplomatik trafik yaşanırken, bütün dünyanın gözleri Çanakkale Limanı'nda ikmal çalışmalarını tamamlayan "MTA Sismik-1" Hora gemisine çevrilmişti. Hora, saat 6.30'da bir refakat gemisi ile bir muhribin eşliğinde Çanakkale Boğazı'nı aşarak Ege'de kuzeye doğru dümen tutuyordu. Saat 10.00'da alınan mesaj, "Sismik araştırmalar başladı, Kuzey Ege'deyiz" şeklindeydi.

Yine 28 Mart günü sabah saat 9.00'da, Yunan Petrol Arama Konsorsiyumu'nun Ankara'daki bir temsilcisi, Türk makamlarına, başlatacakları araştırmalardan vazgeçtiklerini bildiriyordu. ABD Büyükelçisi Hupe, Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu'nu ziyaret ederek "Yunanistan'ın uluslararası sulara çıkmayacağını" teyit ediyordu. Saat 14.15'te Yunanistan'ın BM Daimi Temsilcisi, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu mektupta "Derhal müzakereye başlamaya hazır olduklarını" bildiriyordu.

Tansiyon düşmüş, savaş tehlikesi ortadan kalkmıştır. Turgut Özal, yorgun ama mutlu bir şekilde yatağına uzanır.

AT'a Tam Üyelik Başvurusu

Özal'ın çok önem verdiği konulardan biri de, Türkiye-Avrupa Topluluğu ilişkileriydi. Eski iktidarları, "Yunanistan başvurduğu zaman ATa tam üyelik için başvurmamakla" suçluyordu. Başvuru bu kadar gecikmeseydi, Türkiye şimdi AT'ın üyelerinden biri olabilirdi.

Özal'a göre, Türkiye'nin, geleceğe yönelik politikalarında, daha büyük bir pazar içinde yer alarak, dünya ekonomik işbirliğinden yararlanması için Avrupa Topluluğu'na tam üyeliği öncelikli alternatif olmalıydı. AT'a entegrasyon hedefi doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemler

 Geri

İleri