8

136

137

1980'de kaç köyümüz Avrupa köyleri ayarındaydı? Biz paramızı çarçur etmeyi günah sayıyoruz Paramızla köylerimize hizmet götürüyoruz.

Çiftçinin, köylünün sadece oyunu almak için biz de mahsulüne birkaç lira fazla verebiliriz.

Ama yazık değil mi köylümüze?

Köylümüzün, Avrupa köyleri gibi modem köylerde oturma hakkı hiç olmayacak mı?

1980'de sadece 18.345 köyümüzün elektriği vardı. Bugün hemen hemen bütün köylerimizin elektriği var.

1980'de sadece 11 köyde otomatik telefon vardı. Bugün 10 binden fazla köyde otomatik telefon, 26 binden fazla köyde telefon var. içme suyu, köy yolu, sağlık ocağı ve okul durumu da her geçen gün biraz daha iyiye gidiyor.

Önümüzdeki yıllarda konut yapma seferberliğini daha büyük ölçüde köylere taşıyacağız.

Çiftçimiz, Avrupa çiftçisi gibi daha kaliteli evlerde oturabilecek.

Onun için karşılaştırma yaparken, köylünün menfaatini de hesaba katmak gerek. Köylüye oyunu almak için birkaç kuruş fazla ver, ama köye hizmet götürme. Bu bizim politikamız değil. Biz, köylünün gerçek dostu olduğumuzu iddia ediyoruz.

Köylüyü elektriksiz, susuz, yolsuz, telefonsuz, okulsuz, sağlık ocaksız yaşatanlar, nasıl kalkıp da köylü dostu olduklarını iddia edebiliyorlar, şaşırıyorum.

Yavuzcuğum,

Evet, itiraf ediyorum. Biz bol keseden ulufe dağıtmıyoruz. Ama Türkiye'nin böyle yapa yapa nereye geldiğini gördük.

Eğer Avrupa'ya yetişmek istiyorsak, başka çaremiz var mı ? 1980 yılında Türkiye, Avrupa'nın en az gelişmiş ülkesiydi. 2000 yılına kadar, ara vermeden çok sıkı çalışmamız gerek.

İşimiz kolay demiyorum. İşimiz zor. Bunu millete anlatmak mecburiyetindeyiz.

Elimize geçen kaynakları çok akıllıca kullanmak meç-

buriyeti var.

Bugün Almanya bile bir milyon kişiye iş bulmakta zorluk çekiyor.

Türkiye'nin eski usul politikalarla Avrupa'ya yetişemediğini, yerinde saydığını gördük.

Eğer Avrupalı olmak istiyorsak, Avrupalı ile başa baş rekabet etmek istiyorsak, bu işi paramızı geçmişte olduğu gibi çarçur ederek başaramayız.

Tabii ki de, daha çok çalışmamız gerekiyor.

Hakikatleri de bütün açıklığıyla, sadeliğiyle vatandaşıma anlatmak mecburiyetindeyim.

Türkiye'nin geleceğiyle artık kimsenin 'kumar oynamasına vicdanlarımızın müsade etmemesi lazım.
Sevgiyle gözlerinden öperim."

Necdet Öztorun Olayı

Özal, Güneş Taner'in ifadesiyle "emrivakilerden hoşlanmayan insan"dır.

Anlatacağımız olay, onun, kendi dışındaki gelişmelere, bir noter yerine konulmak istenmesine ve oldu bittiyle karşı karşıya bırakılmaya her zaman gösterdiği sert tepkinin çarpıcı bir örneğidir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ'un görev süresi 30 Nisan 1987'de doluyordu. Teamüle göre Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Necdet Öztorun'un Genelkurmay Başkanlığına getirilmesi gerekiyordu. Hatta Öztorun, atama kararı daha Bakanlar Kurulu'na gelmeden tören davetiyelerini bile dağıtmıştı. Davetiyede, "Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ'un görevini Orgeneral Necdet Öztorun'a devri münasebetiyle, 2 Temmuz 1987 günü saat lO.30'da Genelkurmay Başkanlığı'nda yapılacak törene, eşinizle birlikte şeref vermenizi arz ederim" deniliyordu.

Başbakan Turgut Özal, 29 Haziran 1987 Pazartesi sabahı, İstanbul'da Tarabya Oteli'nden ayrılırken bomba gibi patlayan şu açıklamayı yaptı:

 

 Geri

İleri