8

12

13

Biri ilkokul öğretmeni, diğeri banka memuru olan karı koca, maaşlarını birleştirir ve düzenli bir yaşam sürmeye başlarlar. O yıllarda memur ve öğretmen "elitten sayılır. Mehmet Sadık Bey ve Hafize Hanım, Malatya'nın saygın kişileri arasındadır.

13 Ekim 1927'de ilk çocukları dünyaya gelir. Çocuk erkektir. Adını "Turgut" koyarlar. Esmer, kıvırcık siyah saçlı, tombul bir çocuktur Turgut...

Baba Mehmet Sadık Bey, kendi halinde, sessiz sakin bir insandır. Gece hayatı, gezmesi tozması yoktur. Evinden işine, işinden evine gider. Tüm dünyasını banka ve evi oluşturur. Anne Hafize Hanım ise daha hareketli, konuşkan ve otoriter bir kadındır. Küçük Turgut daha çok annesinin etkisinde kalacak, onun isteği ve yönlendirdiği şekilde büyüyecektir.

Mehmet Sadık Bey akşamları işinden çıkar, doğruca evine gelir, eşiyle birlikte yemeğini yer ve köşesine çekilir. İri yapılı, göbekli bir erkektir. Erkenden yatmaya hazırlanırken, bir süre sessiz sedasız oğlu Turgut'u seyreder. Çocuğu kucağına almak, sevip okşamak, onunla oynamak gibi bir huyu yoktur. Uzaktan bakışlarıyla sever, bakışlarıyla dokunur ona.

Küçük Turgut'un Mehmet Sadık Bey'i cezbeden farklı yanlan vardır. Yusyuvarlak, toparlak bedenine rağmen son derece hareketlidir. Pek ağlamaz. Siyah gözlerindeki garip ışıltı, sanki yarım yüzyıl sonrasının Türkiye'sini aydınlatır gibi yayılır odaya.. Mehmet Sadık Bey'e göre Turgut, herhangi bir çocuk değildir. Anadolu insanının bilgece sezgisiyle, onun harikulade kaderini, tüm geleceğini, gözlerinde okur gibidir. Pınl pınl, simsiyah gözlerinde...

Fakat bu sezgisini kimselere, hatta eşine bile söyleyemez.

Anne Hafize Hanım ise, yarım yüzyıl sonra, "Ben onu bedelsiz millete sattım" diyeceği, "Başbakan oldu ama hayatıyla ödüyor" diye yakınacağı oğlu Turgut'un birgün Türkiye'nin kaderine yön veren, bir döneme imzasını atan kişi olacağını o günlerde elbette bilemezdi.

Ancak, anne Hafize Hanım o günleri görecek, baba Mehmet Sadık Bey göremeyecektir.

 

"Sadece Bizim Evde Radyo Vardı"

Eskiden devlet memurları için "nakil", bugüne oranla çok sık tekrarlanan olaydı. Orası senin, burası benim dolaşıp dururlardı.

Ziraat Bankası memuru Mehmet Sadık Bey'in ilk nakil yeri Bilecik'in Söğüt ilçesidir. Söğüt, Turgut Özal'ın çocukluk anılarında önemli bir yer tutar. Cumhurbaşkanıyken, Söğüt'te geçen yıllarını, "Belki Söğütün hali vakti en iyi olanı bizdik. Çünkü memurduk. Memur o zaman en mutlu insandı. Babam banka müdürüydü. Annem öğretmendi. Eve iki maaş girerdi. Sadece bizim evimizde ve kaymakamın evinde radyo vardı. Başka hiçbir yerde yoktu" diye anlatacaktır.

Söğüt'e geldiklerinde dört yaşında olan Turgut'un kişilik yapısı, tam altı yıl kaldıkları bu şirin ilçede şekillenmeye başlar. Dördüncü sınıfa kadar ilkokulu burada okur. Çocukluk arkadaşı Ali Ayvaz, onunla Söğüt'te geçen yıllarıyla ilgili şunları söyler:

"Turgut Bey benim sıra arkadaşımdı. Aynı yıl ilkokula başladık. Dördüncü sınıfta da üç ay birlikte okuduk. Sonra onlar tayin olup Silifke'ye gittiler. Evlerine de girip çıkıyordum. Evlerinde arkadaşlarla saklambaç oynarken, sırayla ebe olurduk. Turgut da saklanırdı. Onu ararken yalancıktan görmezlikten gelirdik. O bulamıyoruz diye sevinirdi ama, aslında oyalayarak, onlara Malatyadan gelmiş kuru dutları, pestilleri yerdik. Yemişleri yedikten sonra gidip saklandığı delikte bulurduk. Turgut Bey sessiz bir çocuktu. Kavgacı değildi. Babası bazen evde bizi güreştirirdi. Çelimsizdim ama, yaşça ondan büyük olduğum için yeniyordum. O zaman babası, göbeğini hoplata hoplata gülerdi. Bazen de Söğütün hemen yanındaki dereye gidiyorduk. O dere yazın çok eğlenceliydi. Suya girip yıkanıyorduk. Kimsenin mayosu yoktu. Turgut Bey de, biz de çırılçıplak soyunup dereye giriyorduk. Turgut Bey de bizim gibi yüzmeyi o derede öğrendi."

Memur babanın tayini Silifke'ye çıkınca, küçük Turgut'un Söğüt serüveni sona erer. Orada geçen günlerini, ilk çocukluk arkadaşlarını hiçbir zaman unutmayacaktır.

 

 Geri

İleri