8

104

105

line çıkmış. Bu örneği şunun için verdim : Türkiye'nin Türk sanayicisinin, Türk çiftçisinin ihracat kabiliyeti yüksektir. Türkiye'nin ihracat potansiyeli çok büyüktür. Yeter ki ihracatın önündeki mevzuat engelleri kaldırılsın. Yeterli ihracat yapacak, herkesi teşvik edecek, canla başla çalışmaya sevk edecek iktisadi avantajlar sağlansın. Biz, ihracatın önünde ne kadar mevzuat engeli varsa hepsini kaldırdık. Dışarıya mal satmak isteyen her vatandaşa bir tek kendi beyanı ile dilediği malı satmak kolaylığı tanıdık. İhracat yapan herkesi her zaman desteklemeye devam edeceğiz.

Bakıyorum şöyle bir notlanma, 37 günlük icraatımızın arasında acaba daha neler bulunuyor diye. Efendim, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizi kalkındırmak için getirilen teşvik kanunu var. Bu yeni kanun sayesinde sanayimiz bu bölgelere yatırım yapmaya teşvik edilmiştir. Vergi muafiyetleri vesair kolaylıklar getirilmiştir. Bu bölgelerimizdeki işsizliğe bu yolla da çare bulunacaktır. Ayrıca yine bu bölgelerde görev yapacak doktor, öğretmen gibi devlet memurları zorlama ile değil daha iyi bir gelirle gönüllü olarak da çalışmaya yönlendirilmiştir.

Hükümet olarak şiarımız odur ki, inancımız odur ki, millet önüne iktisadi konularda yasak ile, zor ile çıkmaktan hiçbir hayır gelmez. Biz karşınıza daima akılcı, ekonomik tekliflerle çıkmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki, millet karşısında akılcı, tutarlı iyi bir teklifle çıkarsanız, millet bu teklife itibar eder. Böylece el birliğiyle, gönül birliğiyle kalkınma yoluna gireriz. Bir tek katı olduğumuz tutum var. O da huzur ve güven meselesidir. Bizi 12 Eylül öncesine, anarşi ve terör dönemine kim çekmek isterse, onun gözünün yaşına bakmıyoruz. Hemen adalete teslim ediyoruz. Kötü emellerini gerçekleştirme fırsatı tanımadan, işinin ortasında yakalıyoruz. Huzur içinde, güven içinde daha mutlu, refah dolu günlere erişeceğimize yürekten inanıyorum."

Reform Üstüne Reform

Özal'a göre, iktidarın ilk yıllarında radikal reformlar yapılmazsa, ilerleyen zaman aleyhte işleyecektir. Değişiklik nedeniyle çıkan bozulanların, tutucuların, mevcudu devam ettirmek isteyen statükocuların hücumuna uğrama ve engellenme tehlikesini hiçbir zaman gözardı etmez. Bu nedenle işe yüksek

 

tempo ile başlamak, bir radikal reformun yarattığı şokun etkisi geçmeden ikinci radikal reformu yürürlüğe sokmak gerektiğine inanır.

Özal, köklü değişiklikler yaparken, idarenin hantallığı ve bürokrasinin ayak diremesi yüzünden ciddi güçlüklerle karşılaşacağının da bilincindedir. Bunun önlenmesi için idarenin yeni baştan düzenlenmesine karar verir ve hükümet programında şu görüşlere yer verir :

"Hükümetimiz temel meseleleri ancak ve ancak köklü yaklaşımlarla, her meselede yeni bir sesin, yeni bir nefesin getirilmesiyle çözülebileceğine inanmaktadır. Meselelerimizin daha kolay ve daha süratle çözüme kavuşturulabilmesi için herşeyden önce hukuki esasların ve idari yapının bunu sağlayacak hale getirilmesi gerekmektedir. İdarenin kendi bürokrasisi için değil halkın ihtiyaçları için var olduğu düşüncesi ana felsefe olarak benimsenmiştir."

Özal'ın öncelikli hedefi idari, ekonomik ve mali alanda köklü reformlar yapmak, mahalli idareleri güçlendirmek ve demokratikleşme sürecini hızlandırmaktır. Bunun için, kimsenin o güne kadar bırakın dokunmayı sözünü etmekten bile çekindiği alanlara hızla ve cesaretle el atar. Türkiye'yi hızla dünya ile bütünleşme sürecine sokan kararlarında akıl ve mantık kadar özveri, risk ve cesaret de vardır.

Meselâ, yetmiş yıldır tabu gibi görülen ve kimsenin dokunmaya cesaret edemediği "Türk Parasını Kıymetini Koruma Kanunu"nu bir gecede ve bir çırpıda değiştiriverir. Döviz alım satımını serbest bırakır. Bankalarda tasarruf sahiplerinin döviz hesabı açtırmalarına imkân sağlar. Cebinde bir dolar bulundurana kaçakçı muamelesi yapan akıl ve çağdışı yasayı çöp sepetine atar. Yurt dışına çıkışlarda belli miktarda döviz alma mecburiyetini ve her türlü sınırlamayı kaldırır, isteyen istediği zaman yurt dışına çıkabilecek, yanına istediği kadar döviz alabilecektir. Bunlar yürek isteyen, risk almayı gerektiren kararlardır.

Ünlü işadamı Sakıp Sabancı anlatır :

"İyi dinler, gönülden dinlerdi. İyi anlardı. Kapasitesi mükemmeldi. İyi anladığı için hemen karar verirdi. Ona göre hükümetler 'yasak mercileri' olmamalıydı.

 Geri

İleri